6 Aralık 2012 Perşembe

Ülkücü Hareket Engellendi! -Cem Küçük


Ülkücü Hareket Engellendi! - 1

Türkçülük akımları Tanzimat dönemine kadar gider. O dönemde 'Türk' dendiğinde Osmanlı Türkleri anlaşılıyordu. Tanzimat'la 'Türk' kelimesinin anlamı değişti ve dünyanın her yerinde yaşayan Türkler manasında net bir tanıma kavuştu.
İkinci Meşrutiyet'in ilan edildiği 1908'den sonra Türkçülük daha kültürel bir hal aldı ve Balkan savaşlarıyla artık siyasi bir sıfata da bürünmüştü.
Hiç kuşku yok ki İttihat Terakki yanlıları sıkı Türkçüydüler ve Turan ülküsüne bağlıydılar. O dönem bütün dünya Türklerini tek çatı altında toplamayı tasavvur etseler de böyle bir şey siyaseten bir hayaldi.
1923'te Cumhuriyet'i kuran Mustafa Kemal de sıkı bir Türkçüydü. Günümüzde Atatürk milliyetçiliği gibi saçma sapan bir ifade kullanılıyor ama Gazi bildiğimiz Türk milliyetçisiydi ve bunu yaptığı işlerde de gösteriyordu.
Türkiye çok partili hayata geçtikten sonra Türkçülük de kendine yer buldu. 1960 darbesinden sonra siyaset arenası Alparslan Türkeş'le tanıştı. Önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve daha sonra adını alacağı haliyle Milliyetçi Hareket Partisi artık Türk siyasi tarihinin kilometre partilerinden biri haline geldi.
Türkeş çok etkili ve güçlü bir liderdi. Onun zamanında MHP en fazla yüzde 8.2 oy aldı. 1965 seçimlerinde milli bakiye sistemi olduğu için Meclis'te milletvekili olmuştu. Her ne kadar aldığı oy yüksek olmasa da MHP ve ideolojisi 1980 darbesinden sonra devlette ağırlığını hissettirmişti. Merhum Türkeş'in, 'Biz içerideyiz ama ideolojimiz iktidarda' sözü aslında bütün olayı özetlemeye yetiyordu.
Soğuk Savaş bittikten sonra dünya yepyeni bir döneme girdi. Keza Türkiye de… 1990'lı yıllar artık Türkiye'nin dünyayla kucaklaşacağı zamanlar olacaktı. Ne var ki milletin önüne 28 Şubat 1997'yle set çekildi. Türkiye tam küllerinden yeniden doğacak, Anadolu insanı çevreden merkeze yerleşecekti ki, darbeyle her şey tuz buz oldu.
28 Şubat darbesinin yüksek tansiyonla hissedildiği 1997'de Alparslan Türkeş rahmetli oldu. Kendilerini ülkenin sahibi sanan bir avuç bürokrat ve seçkin, Anadolu'daki sıradan insanların devleti yönetme reflekslerini kırdığı bu dönem aslında tam da MHP'nin aradığı ortamdı. Üniversitelerde başörtüsü yasağı tam gaz sürüyor, dindar-muhafazakar insanlar aşağılanıyordu. Kimse ne olup bittiğine anlam veremiyordu. Türkeş'in ölümünden sonra Devlet Bahçeli MHP'nin yeni genel başkanı oldu.
1999 Şubatı'nda Öcalan, ABD-İsrail işbirliğiyle Türkiye'ye asılmama garantisiyle teslim edilmişti.
Sistemden dışlanan Anadolu insanı kendisine yeni limanlar arıyordu. Öcalan'ın teslim edilmesiyle Türkiye'de milliyetçilik iyice kabarmış ve bütün şartlar MHP lehine işlemeye başlamıştı.
1999 Nisan ayında seçimler yapılmış ve MHP yüzde 18'le ikinci parti olmuştu. MHP'nin önünde iki seçenek vardı: Ya milletin yanında yer alacak ya da bürokrasiye selam duracaktı. Maalesef MHP ikinciyi tercih etti. O dönem 28 Şubat'ın etkileri sürdüğü için Fazilet Partisi ve DYP'ye pek sıcak bakılmıyor ve DSP-MHP-ANAP koalisyonu kaçınılmaz görünüyordu. Daha koalisyon kurulmadan Rahşan Ecevit MHP hakkında ağır ithamlarda bulundu. Normal koşullarda MHP'nin DSP'yle koalisyon kurmaması gerekirdi. Ne hikmetse Bahçeli ülkücüleri derinden yaralayan bu sözleri duymadı ve adeta yutmak zorunda kaldı.
Sonra DSP-MHP-ANAP hükümeti kuruldu ve MHP etkili tek bir bakanlık bile alamadı. Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı gibi görece daha etkisiz bakanlıklarla yetinmek zorunda kaldı. Ülkücülerin canı iyice sıkılmaya başlamıştı. Vardır bir hikmeti denilerek bu da sineye çekildi. Hükümet kurulduktan sonra MHP'nin elle tutulur hiçbir icraatta bulunamaması, kamuoyunu genelde DSP ve ANAP'lı bakanların belirlemesi, başörtüsü konusunda adım atılamaması çatlak seslerin ortaya çıkmasını tetikledi. Ama esas öldürücü nokta Öcalan'ın idam edilip edilmemesi konusunda cereyan etti. Öcalan'ı yargılayan mahkeme idam kararını vermiş ve iş artık hükümete kalmıştı. Hükümetin idam kararının onaylanması için dosyayı Meclis'e getirmesi gerekiyordu.
Öte yandan 1999 yılından itibaren AB'yle ilişkiler iyi gidiyor ve hükümet birçok reformu Meclis'ten geçiriyordu. AB ve ABD Apo'nun asılmasını asla istemiyordu. MHP ise Öcalan'ın asılması konusunda millete söz vermişti. Başbakanlık'ta yaklaşık 7.5 saat süren toplantı sonunda dosyanın Meclis'e sunulmayarak bekletilmesi kararı çıkmıştı. Bahçeli tam o dönem koalisyonu bozsa belki de yapılacak ilk seçimlerde birinci parti çıkacaktı.
Ama Bahçeli yine tek bir açıklama yapmadan bu işin de üzerini örttü. Ülkücüler büyük hayal kırıklığı yaşamışlardı. Ayrıca AB'yle ilerleme raporları çerçevesinde uyum yasaları birer birer Meclis'ten geçiyordu. Her ne kadar MHP milletvekilleri hayır oyları vermiş olsa da, idam kararı artık kaldırılmıştı. Bahçeli Öcalan'ı asamamış ve devletin derinliklerine teslim olmuştu. Bahçeli idam kararının kaldırılmasından sonra da koalisyonu bozabilirdi, ama herhalde ülkenin ali menfaatlerini(!) düşünerek bunu yapmadı.
2001'de patlak veren ekonomik krizden sonra yapacak bir şey kalmadı. MHP 2002 seçimlerinde barajı geçemedi. Ülkücü hareket artık ciddi yara almıştı ve en önemlisi engellenmişti.

Ülkücü Hareket Engellendi -2

2002 seçimlerinden sonra MHP lideri Devlet Bahçeli siyaseti bırakacağını ilan etmişti. Sonra o da klasik Türk siyasi jargonuna yenik düştü ve yeniden partisinin başına geçti.
MHP halkın 1999'da kendisine verdiği şansı pek iyi kullanmadı. Ama Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti fırsatı tepmedi. Avrupa Birliği uyum yasaları birer birer geçmeye başladı. Reformlar yapıldı. Tabii ki kendisini devletin sahibi zannedenler AK Parti'yi rahat bırakmadılar.
2003-2004 yılında Sarıkız, Ayışığı darbe faaliyetleri Genelkurmay içerisindeki bir klikte tam gaz sürüyordu. Tayyip Erdoğan bunları millete güvenerek atlatmayı başardı. Daha sonra 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken Hrant Dink cinayeti işlendi. Ondan önce Danıştay baskınları, Atabeyler çetesi gibi 1990'lı yıllarda kurgulanan oyun yine vizyona sokulmak istendi.
AK Parti bunları atlattı. Gücünü milleten alıyor, başka yere güvenmiyordu. MHP'nin yapamadığı buydu. Ülkücü hareket sokakların, milletin hareketiydi ama Bahçeli ve ekibi "devlet"le iş tutmayı tercih etti.
MHP statüko yanlılarına selam durdu. Değişimi desteklemedi. Anadolu insanına sırt çevirdi. Bahçeli'nin niçin bu tür siyaset izlediğini parti içinde sorgulayanlar oldu mu, bilmiyorum. Ama halk seçimde bu davranışı sorguladı.
2005 yılında terör yine hortlamaya başlamıştı. Dönemim CHP'si anti-demokratik uygulamalara destek çıkıyordu. 2007 seçimlerinde millet MHP'yi yeniden Meclise gönderdi. Artık MHP baraj sorunu yaşamadı ve 2011 seçimlerinde yüzde 14 oy aldı.
2007seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Meclis'e girmesi olumlu bir puan oldu. Ayrıca kritik noktalarda yaptığı olumlu işler de alkışlandı. 2011 seçimleri öncesi partinin bazı yöneticilerine yönelik kaset komplosu ise parti içi çekişmelere sebep oldu. Belki de amaç MHP'yi baraj altı bırakmaktı ama bu numara tutmadı.
MHP'ye yönelik en yoğun eleştiri ülkücü gençlerin sokaklardan çekilmesiydi. Geçmişte MHP derin devlet faaliyetleriyle çok ilişkilendirildi. Ülkücü hareketin mafyatik oluşumlarla anılması muhtemelen Bahçeli'yi rahatsız etti. Ve milliyetçi gençlik sokaklardan olduğu gibi çekildi.
Bu durum MHP'nin pek yararına olmadı. Tamam, ülkeyi karıştırıp kaosa sürüklemek isteyenler mutlaka ülkücülere de el atacaktı. Ama ülkücüler tamamen sokaktan çekilmemeliydi. Kavgaya karışmadan da demokratik yollardan gösteriler, protestolar yapabilirlerdi. Kaldı ki Bahçeli rasyonalite ya da illegalitenin dışına çıkacak isimlere asla müsaade etmezdi.
Türkiye çok genç bir ülke. Oy kullanan vatandaşların önemli bir kesimi genç nüfustan oluşuyor. MHP burada en avantajlı parti konumundaydı. Bu durumu asla lehine kullanamadı. Ülkücüleri olduğu gibi sokaktan çekmek mantıklı bir hareket değildi.
Üstüne üstlük Bahçeli sokakları arşınlayan bir lider değil. Durağan bir kişilik. Seçim zamanları gezdiği, miting yaptığı il sayısı çok sınırlı. Halbuki MHP'nin bu ülkede ciddi tabanı var. Biraz hareketli olsa, halka biraz kulak verilse yüzde 20 oyu almaması ya da zorlamaması için hiçbir sebep yok.
Eskiden normatif olmasa da ülkücülerle ilgili mutlaka bazı haberlere rastlardık. Bu haberler hem medyada hem kamuoyunda ses getirirdi. Artık böyle bir şey kalmadı.
MHP'nin klasik devlet jargonuna bezeli açıklamalarından farklı hiçbir sesi duymuyoruz. Belli ki ülkücü hareket Devlet Bahçeli yönetiminde durağan pozisyonuna devam edecek.
Kürt meselesinde, dış politikada, ekonomide AK Parti'nin söylediklerini geliştiremedikçe fazla yol alamaz. Daha doğru tabirle milleti ikna edemedikçe yüzde 12-14 bandında bir parti olmaktan öte geçemez.
Ülkücü hareketin gençler arasında bu kadar çok talibi varken, entelektüel anlamda bu kesimleri doyuramıyor. MHP alabileceği en çok oyun bu kesimden geleceğini bilmeli. Bahçeli alınmasın ama partinin başında çok değil az hareketli bir lider olsa, o lider Türkiye'yi karış karış gezse Anadolu'nun tozunu atarlar.
Bu ülkenin sorunlarını çözecek, değişim ve dönüşümünde rol alabilecek, ülkeyi ileriye götürecek hamleler atacakken, ülkücü hareket her şeyi tribünden izliyor. Sanki gizli bir el onları engelliyor. Ne sesleri çıkıyor ne de solukları.
Unutmayın millete bir el uzatana, o millet sarılır. Zaman boşluk kaldırmaz. Sizin yapamadıklarınızı, başkaları kendi yöntemiyle yapar. Sonra ettiğiniz şikayetlerin hiçbir hükmü kalmaz.

Hiç yorum yok: