7 Ağustos 2013 Çarşamba

İnönü, Taksim’deki Müslüman mezarlığını yok etmişti-Mustafa Armağan

İnönü, Taksim’deki Müslüman mezarlığını yok etmişti

1 Mayıs’tan beri gündemden inmeyen Taksim Meydanı’nın tarihe mal olması şurada 150 yıldır. Hatta bugünkü halinden söz edeceksek hikâyemizi 87 yıl ile de sınırlandırabiliriz.
Peki ondan önce ne durumdaydı Taksim? Semte adını veren Sultan I. Mahmud’un eseri olan maksemi 18. yüzyıldan beri oradaydı ama kırlık bir bölgede yer alıyordu ve en önemlisi, Taksim, şehrin en geniş mezarlık bölgelerinden birine ev sahipliği yapmaktaydı.
‘Nasıl? Taksim Meydanı eskiden mezarlık mıymış yani?’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Evet, yanlış duymadınız, burası çok geniş bir mezarlık bölgesiymiş ve büyüklüğüyle Eyüp Sultan’ın rakiplerindenmiş.

Bu mezarlıklar o kadar geniş bir alanı kapsamaktadır ki, yalnız Gezi Parkı’nı değil, Taksim Anıtı’nın bulunduğu mahalden başlıyor, AKM binasından sahile doğru iniyor, Pangaltı’ya kadar göz alabildiğine uzanıyordu. İçinde geniş bir Müslüman mezarlığı olduğu gibi “Frank”, Rum ve Ermeni mezarlıkları da vardı. Zaten burası Bizans devrinden beri mezarlık olarak biliniyordu. İşte bugünlerde tartışılan Topçu Kışlası, mezarlıkların bulunduğu yeşil alana yapılacaktı.
Gümüşsuyu’ndaki Alman Konsolosluğu’nun karşısında görülen selvi ağacı kaybolan mezarlığın tanığı gibi...
Taksim’deki mezarlıkların, Pervitich haritası üzerindeki görünüşü. En altta ‘Büyük Türk mezarlığı’ (Great Turkish Cemetery) yazısı okunuyor. 
Yok edilen Taksim’deki Ayaspaşa mezarlığından bir görüntü. Yan yatmış mezar taşları, selvi ağaçları ve arkada Gümüşsuyu Askeri Hastanesi. (Burak Çetintaş Arşivi)
Önemli bir ayrıntı da şudur: AKM tarafındaki Müslüman mezarlığı ile meydanı Harbiye’ye doğru kat eden Fransız, Rum ve Ermeni mezarlıkları yan yanaydı. Osmanlı İstanbul’unda semtleri bile ayrılan farklı din mensuplarının son uykularını birbirine yakın mezarlıklarda uyuması ilginçtir ve Osmanlı’nın engin hoşgörüsünü gösterir.
Ancak dikkat çekici bir başka nokta var: Ayaspaşa’daki Müslüman mezarlığı 1926 yılına kadar ayaktadır ve mezar taşları ve selviler Taksim’i ‘laikleştirme’ uygulamasının kurbanı olurken korkunç bir rant transferine de kurban gidecektir.
Nasıl mı? Görelim beraberce…
BİR MEZARLIK NASIL PAYLAŞILIR?
1930’lu yıllarda Gümüşsuyu’ndan Mete Caddesi’ne uzanan bölgede pıtrak gibi bitiveren apartmanlar akılları karıştırmıştır. Zira burada apartman yaptıranlar nedense hep Tek Parti devrinin kodamanlarıdır, hatta tapuda Başbakan’ın eşi Mevhibe İnönü’ye ait bir parsel dahi çıkmıştır.
Mezarlığın parsellenip satılma hikâyesini cesur gazeteci Arif Oruç anlatır. “Yarın” gazetesiyle Serbest Fırka’yı cansiparane bir şekilde savunmuştu. Partinin kapatılmasının ardından gazetesi de yasaklılar arasına girmiş olan Arif Oruç, Başbakan İnönü’nün yolsuzluklarını yazmak ister; ancak bu, kaçtığı Bulgaristan’da çıkaracağı “Yarın” broşürlerinde mümkün olur.
Arif Oruç’un 5 No’lu “Yarın” broşüründeki (Haz: Mete Tunçay, İletişim: 1991) iddiaları yenilir yutulur gibi değildir ve eğer Demokrat Parti 13 Temmuz 1950’de af kanunu çıkartmasa İnönü ailesi ve CHP’nin başını fena halde ağrıtacak mahiyettedir. Aynı iddiaları Bedii Faik 1970 yılında “Dünya” gazetesinde tekrarlayacak ve deliller Ahmet Gürkan tarafından “İsmet Paşa’nın Beytülmali” adlı kitapta toplanacaktır.
Arif Oruç’un iddiaları özetle şöyle:
Başbakan yetkisini kullanarak mezarlığın tapusunu, Ayas Paşa’nın torunlarından birine verdirmiş, adam da alır almaz “servileri kestirip mezar taşlarını söktür”müş, boşalan arsayı yüzbinlerce liraya hükümetin önde gelenlerine satmış, sonra da Mısır’a savuşmuştur. Bundan sonrasını Arif Oruç’un iğneli kaleminden okumaya değer:
MEVHİBE İNÖNÜ’NÜN ARSASI
“Kabristanın senedini eline alır almaz dahi İsmet Paşa’nın hanımefendilerine bir apartmanlık “yerceğiz” hediye etmişti. Hanımefendinin apartmanı “beleşten gelen” arsa üzerine kurulmuştu ki, arsanın kıymeti 50 bin lira tahmin ediliyor. Apartman, Başvekil Paşa’nın mahdumları küçük Ömer beyefendinin cep harçlıklarından tasarruf edilen 200 küsur bin lira ile vücuda getirilmiştir. Halk Fırkası erkânı, her gün pederleri tarafından verilen 5-10 kuruşu çabuk 200 bin lira halinde arttırmağa muvaffak olan küçük Ömer Bey’in; mahalle mekteplerinde peynir ekmek bulamayıp da Hilal-i Ahmer (Kızılay) tarafından kendilerine haftada iki defa birer dilim ekmek peynir tevzi edilen Türk çocuklarına “tasarruf nümune-i imtisali (örneği)” olacağı söyleniyor.”
Aynı olayı gazeteci Bedii Faik 1970 yılında şöyle anlatmıştır:
“Ayaspaşa vaktiyle mezarlıktı ve evkafa (vakıflara) aitti. İnönü’nün müsteşarı olan zat, evkaf işlerine bakmaktaydı. Günün birinde işte bu müsteşar, mezarlığı vakıf olmaktan çıkarmış, parsellemiş ve bahis konusu arsayı da şefine münasip görmüştür. O tarihte görevde bulunan İstanbul Belediye Meclisi bu olup bitti karşısında isyan etmedi değil. Ama olup bittiyi yapan müsteşar beyin “Paşam! İstanbul Valisi, Belediye Meclisi’ni aleyhinize kışkırtıyor” demesi üzerine İnönü, devrin valisine son derece haşin davranmış ve rahmetli de bu muamele üzerine derhal istifa etmiştir.”
Burak Çetintaş’ın değerli araştırması Taksim sırtlarındaki Ayaspaşa mezarlığının nasıl parsellenip satıldığını bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor:
“Önce gömüye kapalı mezarlık sahasını kaplayan selviler birer ikişer kesilmeye başladı. Daha sonra da kimisi çarpılmış, kimisi toprağa iyiden iyiye gömülmüş kavuklu, destarlı, serpuşlu mezar taşları kaldırıldı” (Toplumsal Tarih, Aralık 2004).
Bir kurnazlık daha yapılmış ve vakıfların gazetelere verdiği ilanlarda satılacak arazinin mezarlık olduğundan hiç bahsedilmemiştir. Böylece satılan arazi rahatça parsellenip imara açılacak ve dönemin önde gelen ailelerine apartman olarak hizmet verecektir.
Peki bazı resimlerde gördüğümüz güzelim mezar taşlarına ne oldu dersiniz? Onlar da hoyratlıktan nasibini aldı. Yok edildi. Öyle ki, bu mezar taşlarının içinde modern edebiyatımızın kurucusu kabul edilen Şinasi’ninki de vardı. (“Şair Evlenmesi” yazarı hakikaten tuhaf bir adamdı; cenazesine yalnız 15 kişinin katılmasını vasiyet etmiş ve vasiyetine riayet edilmişti. Ancak seçimin nasıl yapıldığını bilmiyoruz.)
Böylece bazılarınca “Cumhuriyetin altın çağı” olarak kabul edilen 1930’lu yıllarda üstelik Taksim’in Müslümanlığını simgeleyen koca bir mezarlık göz göre göre satılmış, yok edilmiş, imara açılmış ve ustaca gerçekleştirilen bir rant transferine sahne olmuştu.
Bu bir şey değil. Daha Sultan Abdülaziz’in yapımını başlattığı Aziziye Camii’nin arsasına İnönü ve çevresindekiler tarafından nasıl el konulduğunu da yazacağız.

Ta ki insanlar Taksim’de “yeşil alanı” mezar taşlarıyla birlikte asıl kimlerin temizlediğini öğrenene kadar…

Hiç yorum yok: