2 Temmuz 2013 Salı

Reyhanlı saldırısı ve istihbarat zaafı-El-Muhaberat taşeron olduğuna göre- Cem Küçük

Reyhanlı saldırısı ve istihbarat zaafı

Dün Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde meydana gelen patlamayı iyi analiz etmek gerekiyor. Genelde bu tür patlamalarda ne olup bittiğini anlamak için olayın üzerinden biraz süre geçmesini beklemek lazım. Bu satırları yazarken ölü sayısı 40, yaralı sayısı 100'den fazlaydı. Yaralıların 29'unun durumu ağırdı.

30 yıldır terörle mücadele ediyoruz ama buna rağmen provokasyonların önüne geçemiyoruz. Ve ne zaman böyle bir patlama olsa ilk aklımıza gelen zamanlaması oluyor. Halbuki zamanlama çok önemsiz olmasa da birinci derecede etkili bir faktör değil. Burada sorulması gereken soru şu: Bu patlamadan kim, nasıl bir sonuç öngörüyor? Doğru tabirle patlama kimin işine yarar?


Ayrıca Başbakan Erdoğan ne zaman ABD'ye bir seyahat yapacak olsa bir patlama meydana geliyor. Zeynep Gürcanlı dün Hürriyet gazetesinin internet sitesinde bununla ilgili bir liste çıkardı. Erdoğan'ın gezileri ve meydana gelen hadiselerden bazıları şöyle:

-Erdoğan 8 Haziran 2004'te G-8 Zirvesi'ne katılmak üzere ABD'ye gitti. Gezi sırasında PKK 5 yıllık ateşkesi bozduğunu açıklayıp, terör eylemlerine başladı.

-Başbakan Erdoğan 7 Aralık 2009'da bir çalışma ziyareti için yine ABD'ye gitti. Teröristler bu kez Tokat Reşadiye'de vurdular. Kontrol görevi yapan askeri araca açılan ateş sonucu 7 asker şehit oldu.

-20 Eylül 2011'de Başbakan Erdoğan'ın bu kez BM görüşmelerine katılmak üzere New York'a gittiği günlerde art arda terör saldırıları gerçekleşti.

-Başbakan'ın G-20 Liderler Zirvesi için bulunduğu Meksika'da, yine Başkan Obama ile görüştüğü günlerde, Haziran 2012'de Dağlıca saldırısı meydana geldi. 

Ve en son dün Reyhanlı'daki saldırı meydana geldi. Bu kadar tesadüf olur mu diye insan sormadan edemiyor. En önemli soruya gelirsek, yani bu saldırı kime yarıyor ve faili kim?

İlk akla gelen Suriye devleti ve onun istihbarat teşkilatı olan El-Muhaberat. Malum Türkiye Suriye'nin işlediği insanlık suçlarını sürekli gündemde tutuyor ve Esad'ın ha bugün ha yarın devrileceğinin altını çiziyor. Yani Suriye böyle bir saldırı yaparak Türkiye'yi savaşın içine çekmek istiyor. Böylece Esad'ın tahtı daha da sağlama oturacak.

İkinci ihtimal İsrail. İsrail kimyasal silah kullandığı gerekçesiyle Suriye'yi vurmuştu. Bu saldırıların tamamı Esad'a yaradı. Çünkü İsrail'in Esad'a saldırması Baas rejiminin işine gelir ve az da olsa Müslüman dünyası Esad'a arka çıkabilir.

Ayrıca 10 Mayıs'ta MOSSAD'a yakınlığıyla bilinen debkafile.com sitesinde Suriye'deki ateş İsrail'le beraber Ürdün ve Türkiye'ye sıçrayabilir türü bir haber yayınlanmıştı. Bir mana çıkartmak amacım değil ama her ayrıntıyı dikkate almak lazım.

Üçüncü ihtimal CIA, yani ABD. Reyhanlı'da kontrol kapılarından muhaliflere silahlar veriliyor. Bu silahların miktar ve verilme biçimini CIA belirliyor. Ayrıca Suriye krizi patlak verdiğinden beri CIA adeta Reyhanlı ve Hatay'a yerleşti. Yani istihbaratçılar orada cirit atıyor.

Dördüncü ihtimal Rusya-İran cephesi. Bu iki ülke her daim Suriye'nin arkasındalar. Her türlü askeri, siyasi ve mali desteği veriyorlar. Türkiye'nin tavrı hoşlarına gitmiyor. Haliyle onlar da bu işi kotarmış olabilirler.

Yakın zamanda bu işin arkasında kimin olduğu daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Burada yine de sorulması gereken bazı sorular var. Daha önce de Suriye tarafından topraklarımıza bombalar atıldı, sınır ihlalleri oldu. Hatta askeri uçağımız düşürüldü.

Sınır kapılarının ve kontrol noktalarının olduğu ve her türlü silah sevkiyatının yapıldığı bir yerde acaba bizim istihbaratımız ne yapıyordu? Bu bölge ateşten gömlek. Her şeyden şüphe etmek lazım. Provokasyon ve suikastlara bu kadar açık bir yerde istihbaratın daha sıkı olması lazım. Böyle bir zafiyet verilmesi düşündürücü.

Geçmişte bir terör saldırısında en fazla kaç şehit verdik bilmiyorum ama Reyhanlı saldırısının faturası ağır olacak gibi. Bizi savaşa mı sokmak istiyorlar ya da ülkeyi karıştırmak mı istiyorlar belli değil. 'Suriye'deki rejimi devirmek istiyorsan, önden buyur' diyenler de bu saldırıyı bir koz olarak kullanacaktır.

Başbakan Erdoğan ABD ziyaretinde Obama'dan Suriye'ye müdahale edilmesini isteyecek. Çantasında bu var. Reyhanlı saldırısıyla bu değişir mi belli değil. Ancak Obama yönetimi olası bir müdahaleye pek sıcak bakmıyor. Dolayısıyla kendi göbek bağımızı kendimiz kesmeliyiz. Bu patlama ne ilk ne de son. En azından bundan sonra gereken tedbirleri almalıyız.

El-Muhaberat taşeron olduğuna göre

1953 yılında İran'da Musaddık CIA ve MI6'nın muazzam operasyonuyla devrildi. Bu operasyonu ABD Başkanlarından Roosevelt'in torunu Kermit Roosevelt yürüttü. ABD ve İngiltere bu operasyonu icra ederken kimse işin içinde onların olduklarını tahmin bile edemiyordu.

O dönemde bir gazeteci ya da siyasi çıkıp da bu operasyonun arkasında CIA ve MI6 var deseydi, muhtemelen ciddiye alınmazdı. Nereden çıkardın bu uçuk fikri denirdi. Sonra ortaya çıkan bilgiler meğer Musaadık'ı Batı'nın devirdiğini net bir şekilde ortaya koymuştu.

Bazen büyük istihbarat teşkilatları kendilerini öyle kamufle ederler ki, kamuoyunun mesela Muhaberat ya da Savama yaptı diye bildiği olayların arkasında onlar çıkar. Reyhanlı'da meydana gelen ve 50 vatandaşımızın öldüğü elim patlama aslında böyle bir olaya işaret ediyor.

Bu tür patlamalar sadece can almakla kalmaz, aynı zamanda dünya siyasetini de dizayn eder. Reyhanlı patlamasını eğer El-Muhaberat yaptıysa, hiç mesele yok. Suçlu belli. Olayı fazla kurcalamaya gerek yok. Ama ya o yapmadıysa? Ya gerçek operatörler her zamanki gibi perde arkasında kendini unutturduysa?

Bugüne kadar adını hiç duymadığımız Acilciler, onun lideri Mihraç Ural kimdir? Ne zaman ortaya çıktılar? NATO kapsamı ülkelerinde ne zaman biri öldürülse ya da bomba patlatılsa hemen devreye bir cover story (örtme operasyonu) girer. Burada amaçlanan, suçu gerçek faillerden alıp bir deliye, asker kaçağına ya da madde bağımlısına yıkmaktır. Cover story'de medya en çok işe yarayan araç konumundadır.

Tekrar olaya dönersek… Patlama meydana geldikten sonra İçişleri Bakanı Muammer Güler ilk açıklamasında bomba yüklü araçların Rakka'dan geldiğini söyledi. Rakka muhaliflerin hüküm sürdüğü bir yer ve neredeyse tamamen El-Kaide'nin kontrolünde. MİT de Rakka'dan geldiğini söyledi. Peşinden Emniyet araçların Lazkiye'den geldiğini ve arkasında Acilciler olduğunu söyledi. Yani ülkenin güvenlik kurumlarının yaptığı açıklamalar birbiriyle örtüşmüyor.

Eğer uçağınız düşürüldüyse, Cilvegözü Sınır Kapısı'nda 17 vatandaşınız öldüyse ve o bölgenin az ilerisinde bir savaş varsa, siz devlet olarak orada göz açtırmamalısınız. Özellikle MİT bomba yüklü araçlar konusunda yanıltıldıysa, bilin ki burada üçüncü bir istihbarat teşkilatı vardır. Minibüslerin içinde özel düzenek kurmak, Suriye paralarıyla yakalanmak ve faillerin kendilerini bu kadar kolay ele vermeleri inanılır gibi değil. Ayrıca Reyhanlı'da araçların giriş ve çıkışlarını izleyen MOBESE kameraları olmaması ve plaka tanıma sisteminin olmaması neyle izah edilir?

Peki Reyhanlı'daki patlamanın bölgeye etkisi ne olur? Yani bu işi kotaranların temel hedefi nedir? Irak'taki kaosun benzeri Suriye'de olsa bu en çok kimin işine gelir? Barack Obama yönetimi Suriye konusunda asla bir operasyona girişmeyeceğinin sinyallerini net bir şekilde veriyor. Obama ve Dışişleri Bakanı John Kerry'nin iyi niyetli olduğuna şahsen inanıyorum.

Beril Dedeoğlu dünkü Star gazetesinde, 'Türkiye'nin Ortadoğu'da birden fazla etnik dini unsurla yürüttüğü siyasetin kendisini Ortadoğu dengeleri açısından vazgeçilmez kılacağı gerçeği kimleri fazlasıyla telaşlandırmış olabilir diye sormak gerekir. Bu ülkeler Türkiye ile sorunlu ilişkileri olan, Türkiye'yi siyaseten aralarına almayan, Türkiye'nin yaptığı enerji ya da büyük ekonomik anlaşmalarda adı geçmeyen, Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de rakip olarak gören, hazar havzasında sınırlamaya çabalayan güçlü ülkeler olmalıdırlar… Bu durumda 'öteki' ve şahin Avrupa'ya, onların müttefiki Avrupa ülkelerine ve tabii ki bunlarla kader ortaklığı yapmış içerideki ortaklara bakmak lazım' yorumunda bulundu.

Beril Dedeoğlu'nun şahin dediği, benim ise 'Pentagon-CIA ve Ulusal Güvenlik Teşkilatı' dediğim Amerikan derin devleti bu bombalamayı yapmış olabilir. Elbette bu grubun en büyük ortağı İsrail'i asla gözardı etmemek lazım. Bu gruba istihbarat konusunda yardım eden Emniyet ama özellikle MİT içindeki bazı odakları da unutmayalım.

Brookings Enstitüsü, American Enterprise ve War Studies (Savaş Çalışmaları) Enstitüsü'nün bu bölgeyle ilgili yazdıkları raporları ve oynadıkları savaş oyunlarını da dikkatle incelemekte fayda var. Bu üç enstitünün bütün üyeleri CIA, Pentagon ve Dış İşleri Bakanlığı'ndan seçilir. Resmin büyüğünü görür, El-Muhaberat'ın bir taşeron olduğunu unutmazsak patlamayı kimin yaptığı ortaya çıkar.

Hiç yorum yok: