7 Ağustos 2013 Çarşamba

Haram ile helal - İskender Pala

Haram ile helal

Seherde aç havalanıp akşama tok dönen kuşları düşündüğünüz olur mu hiç?
Tarladan mahsul alabilmek için tohum eken elleri? Meyve devşirmek üzere ağaca uzanan kolları? Ağını dolu çıkarmak için düğümlerini bağlayanların emekleri ve arıların damla damla ballarına kucak açan petekleri? Ya bir lokma uğruna terleyen alınlar ve evine ekmek götürmek için çırpınan canlar? Maksat için yürünen yollar, geçim derdiyle boyun eğilen kullar?
    Rızık… Ah rızık!.. Elhazer haramdan ve illa helalden…
    Soru şu: Haramdan mıdır rızkımız, helalden mi?.. Ekmeğimiz sağlam mıdır, şüpheli elden mi? Hani alırken yığın yığın, bütün bütün de; hesabı doğru mu çocuğumuza içirdiğimiz sütün? Rızkımızda masum musunuz, değil mi; şeker mi çiğnemekteyiz, kil mi?

    Biliyor muydunuz, helalinden bir yudum aşın yuvamıza bereket getirdiğini? Biliyor muydunuz haram karışan rızıkların evimizdeki bereketi bitirdiğini? Ağız tadımızın helalden geldiğini, haramın ise fırınlar deldiğini biliyor muydunuz? Elbette biliyorsunuz rızkımızı Allah’ın verdiğini, Allah’ın vermediğini ise kimsenin veremediğini… Allah’tan haramı mı isteyelim o halde, helal mi; bahtımıza karanlık mı düşsün, hilal mi?
    Aman ha!.. Kazançlarda haram şüphesinin çoğaldığı zamanlardayız. Günler, haftalar, aylar ve yıllar hep birbirine benzeyerek geçiyor. Aman ha… Şu koşuşturmacada helallerimizi yitirmeyelim; yoksa helalimizi de yitiririz, evinizin huzuru kaçar… Kırık kapılardan karanlık geceler sızar gönüllerimize; kaş ile göz arasında dikenler musallat olur güllerimize. Aman ha, biz haramdan kaçmak için gayret gösterelim de varsın emel zincirinin ucu elimize girmeyiversin; biz işimizi hakkıyla tamamlayalım da varsın kârımız çok olmayıversin. Biz helali isteyerek vicdanımızın sesini dinleyelim, Allah’a dost olalım da varsın bütün haramlar bize düşman olsun; biz helalin zırhını kuşanalım da, varsın haramın kılıç okları geldikçe gelsin üstümüze, geldikçe gelsin… Korkmayınız size ilişemez onlar; siz helalinden istedikçe ve haramından kaçındıkça…
    Sevgililer sevgilisi “Haram lokma ile beslenip büyüyen bir insana ateş daha layıktır” buyurmuş. O halde çoluk çocuğumuzu şeytandan, kötü işlerden, belalardan korumak emelindeysek, onları mutlaka ve mutlaka helal rızık ile büyütmeliyiz. Helal rızık ile büyütmeliyiz ki evlatlarımız selim ve emin yaratılış üzerine yaşasınlar, toplumun hayrına insanlar olsunlar. Çünkü haramlar kalbin karası, helal ise cilasıdır.
    Şöyle kalbimizi elimizle tutsak sımsıkı, hani küpürtüsünü hissederek tutsak ve sorsak kendimize; helale mi yakınız, harama mı? Samimiyetle, yüreğimizi aldatmadan, aklımıza mazeret uydurmadan sorsak kendimize, şu âlemde haram mıdır kârımız bizim, helal mi? Haramlar mil çekmeden gözlerimize ve kederler gelmeden yüzlerimize biz bunu sormazsak eğer, emin olunuz ki toplum bozulacak, nesillerimiz çürüyecek ve yakın bir gelecekte lodoslar ağlayacak sahillerimizde, çiçeklerin renkleri düşecek  kasabalarımızda ve illerimizde. Öğütülmüş buğdaylar yanık kokacak, eğrilen iplerimiz en ince yerinden kopacak… O halde emin olmalıyız kendimizden, cüzdanımızdan ve soframızdan…i.pala@zaman.com.tr
Berceste
Baş eğmeyiz edânîye dünya-yı dûn için
Allah’adır tevekkülümüz, itimadımız
                    Bakî
Dünya nimeti için alçaklara baş eğmeyiz biz. Rızık için tevekkülümüz de, itimadımız da Allah’adır vesselam.
TIĞ İLE ÇUVALDIZ
İstanbul’da bir semte adını verdiğimiz Ebu Vefa Hazretleri’nin bir oğlu varmış. Büyüme çağındayken sürekli elinde bir çuvaldız, sakaların su tulumlarını deler dururmuş. Halk, sırf Ebu Vefa Hazretleri üzülmesin diye önceleri bir şey söylememiş, lakin zamanla iş çığırından çıkmış ve çocuk azıttıkça azıtmış. Sonunda mesele babasına anlatılmış. Ulu hazret, oğlunun yaptıklarını öğrenince çok üzülmüş ve derhal evine koşmuş. Almış eşini karşısına, “Hatun,” demiş, durum böyle böyle… Ben eve haram lokma getirmediğime inanıyorum, acaba sen bu konuda şüpheli bir hal üzre oldun mu?” Kadıncık düşünmüş, düşünmüş ve sonunda “Bey,” demiş, “Oğlumuza aş ererken komşunun evine gitmiştim. Orada portakal ve nar gibi meyveler vardı. Canım çok çekti ama istemeye de utandıydım. Nefsim körelsin diye elimdeki örgü tığımı meyvelere saplayıp ağzıma götürdüm. Oğlumuzun kötü huyu olsa olsa bundandır?”
    Onların evde oturup tövbe ettiği sırada çocuk da sokakta elindeki çuvaldızı atıp kötü huyundan vazgeçmiş.

    İbret alına!..

Hiç yorum yok: