16 Ocak 2013 Çarşamba

Mübariz İbrahimov nasıl şehit düştü-Aziz Üstel


Kahramanlık öyküleriyle dopdoludur geçmişi de bugünü de Azerbeycan’ın. Okudukça, araştırdıkça daha bir dehşete kapılıyor insan, daha bir saygı duyuyor Azerbaycan milletine, bu gencecik fidanların nasıl da “Şehit olursam üzülmeyin. Vatan sağolsun” diye mektuplar bırakıp bir başlarına işgalcilere saldırdıklarını öğrenince.
Azerbaycan halkı sapına kadar Türk; şehidinin ardından elbette gözyaşı döküyor ama birken bin olup yeniden vatanını savunmaya koşuyor korkusuzca, yiğitçe, kaltabanlığa sırt çevirmecesine, kanla nice kez yıkanmış bayrağını elinden düşürmemecesine.
Bu yiğitlerden biri de Mübariz İbrahimov’du. Yaşasaydı 25 yaşında olacaktı; 7 Şubat 1988’de doğmuştu. Kalktı, babası Ağakerim’in elini öptü, Azerbaycan İçişleri Bakanlığı’na bağlı Özel Kuvvetler Bölüğü’nde askerlik görevini yaptı, 2007 yılında terhis oldu, bir süre çalıştıktan sonra 2009’un Ağustos güneşini ardına alıp orduya koştu, uzman çavuş olarak, kendi isteğiyle Karabağ cephesine, sınır birliğine atandı.
Her delikanlı gibi onun da düşleri vardı elbet. Yuva kurmak, çoluğa çocuğa karışmak, huzur içinde yaşamak, özgürlüğüne kavuşmuş topraklarında, bayrağının gölgesinde, kulağında mübarek ezan sesiyle yaşlanmak bunlardan birkaçıydı. Nereden bilsin ilk gençliğinde şehit düşeceğini vatanı uğruna!
Mübariz, bunca yıldır süren tacizden, bir karış derken bir arşın derken kilometrelerle elden giden onca mübarek toprağına saldıranlardan kurtulmak istiyordu sadece. Onlar gibi yedi cetlerinin kökünü kurutmak, karılarını, yaşlılarını, bebelerini öldürmek gibi bir niyeti yoktu. Hele de sivillere saldırmak aklının ucundan dahi geçmezdi. Ama bitmeliydi bu hayatı cehenneme çeviren arsızlık, küstahlık, vurdumduymazlık, saldırganlık. Huzur istiyordu sadece; bir tutam huzur. Hem kendi için hem de milleti için!
Tarih 19 Haziran 2010; saat gecenin on bir buçuğu. Mübariz kalktı yavaşça, kimselere haber vermeden, ardında sadece “Şehit düşersem üzülmeyin. Vatan sağolsun!” diye kısacık bir mektup bırakarak ailesine, bir başına mayın döşeli sınırı aştı, Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’nin karakoluna baskın düzenledi ve 45 askerle subayı öldürdü; gelen takviye kuvvetleriyle beş saat karakolda ele geçirdiği cephane ve silahları kullanarak savaştı. Gün doğarken süngü taktı, cephanesi bitmişti çünkü ve Allah Allah diyerek saldırdı... Şehit düştü!
Azerbaycan Devleti, Uzman Çavuş Mübariz İbrahimov’u milli kahraman ilan etti. Ermenistan Ordusu, bir kişinin gerçekleştirdiği bu saldırı sonucu sınırdaki tüm komuta kademesini değiştirdi. Mübariz’in cesedini iki ay sonra, o da elleri bağlı olarak teslim etti. Dirisinden olduğunca ölüsünden de mi korkmuşlardı ne!!
Mübariz’in babası o günün sabahını şöyle anlatmıştı:
“O gün sabah erken saatlerde aradılar beni. Oğlumun evde olup olmadığını sordular. Silah ve cephane alarak birliğinden ayrıldığını bildirdiler. “Ben oğlumu bilirim; sınıra doğru gidin” dedim. Daha sonra mektubunu bulmuşlar...”
Mübariz Şehitler Mezarlığı’na defnedildi; on binlerce kişi cenazesine katıldı ve hep bir ağızdan haykırdı: “Hamımız Mubarizik” gözyaşları içinde. Yani “Hepimiz Mübariziz” diyorlardı!
Bu yiğitleri anmak, onlarla övünmek, arkalarından gözyaşı dökmek doğrudur... Doğrudur da bu zulmün bitmesi için daha çok çabalamak, gerçekleri tüm dünyaya duyurmak da görevimizdir insan olarak. Hiç yılgınlığa kapılmamak gerek. İnsan olmayanlara insanlık öğretmek dünyanın en ama en zor işidir arkadaş. Bu işin zorluğunu da en iyi bizler biliriz; Milli Mücadelede “Mermimiz yoksa süngümüz var... Ya istiklal ya ölüm...” diye haykırarak, “Allah Allah!” nidalarıyla göklerini inleterek düşmanı yurdundan söküp atan Mehmetçiklerin torunları değil miyiz Allah aşkınıza!

Hiç yorum yok: