12 Kasım 2012 Pazartesi

1 Mayıs provokasyonunun failleri hala yakalanamadı..Abdullah Muradoğlu


1977'de Taksim Meydanı'nda gerçekleşen 1 Mayıs kutlamalarına 34 kişinin yaşamını yitirdiği bir tertibin gölgesi düşmüştü. Bazı Maocu grupların da alet olduğu provokasyonlar sonucunda Taksim Meydanı savaş alanına dönmüştü. Bir darbe girişiminin parçası olduğu iddia edilen provokasyonun arkasındaki güç odakları hala aydınlatılamadı.

Önümüzdeki Salı günü 1 Mayıs işçi bayramı yine Taksim Meydanı'nda gerçekleştirilecek.

Kutlamalara sadece sol çevreler ve sendikalar değil, hemen hemen bütün siyasi çevrelerden katılım sağlanıyor.

Eskiden 1 Mayıs ve Taksim Meydanı birlikte zikredildiğinde çok farklı konular tartışılıyordu.

Uzun yıllar 1 Mayıs bazı çevreler açısından ürkütücü görünüyordu.

Şimdi durum değişti ama Türkiye bu günlere gelene kadar ağır bedeller ödedi.

1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı'nda DİSK'in düzenlediği mitinge yönelik saldırıda 34 insanımız hayatını kaybetmişti.

O gün Taksim Meydanı'nda tam olarak neler yaşandığı hala bir sır perdesi altında.

Sonraki gelişmelerle birlikte düşünüldüğünde 1 Mayıs 1977, "12 Eylül" darbesine giden yolda önemli bir köşe taşıdır.

"12 Mart" darbesine isyan ederek CHP Genel Sekreterliği görevinden istifa eden Bülent Ecevit, partinin efsanevi lideri İsmet Paşa'yı siyaset meydanında yenilgiye uğratarak genel başkanlığa seçilmişti.

1950'den beri(1961 seçimleri hariç) hep anamuhalefet partisi olarak varlığını sürdüren CHP, Ecevit'le birlikte 1973 seçimlerinden birinci parti olarak çıkmıştı.

CHP ile Milli Selamet Partisi ile kısa süren bir koalisyonun arkasından Süleyman Demirel'in başbakanlığında sağ partilerden müteşekkil bir hükümet kurulmuştu.

GELİYORUM DİYEN KATLİAM

5 Nisan 1977'de bir erken seçim kararı alınmıştı.

CHP'nin bu seçimlerden tek başına hükümet kurabilecek bir oy çoğunluğuyla çıkacağı yönünde bir beklenti vardı.

Sopuk savaş döneminin hararetli günleriydi.

Sosyal demokrat bir çizgiye yerleşen CHP'nin tek başına iktidara gelmesini istemeyen güçler harekete geçmişti.

Seçim gezileri olaylı geçiyordu.

Türkiye'nin büyük sendikalarından Devrimci İşci Sendikaları Konfederasyonu da seçimlerde Ecevit'i destekleme kararı almıştı.

Sovyetler Birliği ile ilişki içerisindeki illegal Türkiye Komünist Partisi'nin DİSK içinde çok etkili olduğu biliniyordu.

CHP içinde de TKP yanlısı bir grubun etkinliğinden söz ediliyordu.

Hem "Maocu"sol fraksiyonlar arasında, hem de bu gruplarla TKP yanlısı gruplar arasında çatışmalar yaşanıyordu.

Bu Maocu gruplar "Üçlü Blok" olarak adlandırılan "Halkın Yolu", "Halkın Kurtuluşu" ve "Halkın Birliği" idi.

Üçlü Blok'la çatışma içerisinde olan diğer Maocu grup ise Doğu Perinçek'in liderliğini benimseyen "Aydınlık" ve "Halkın Sesi" dergisi etrafında toplanan gruplardı.

Maocu gruplar birbirlerini "ajan provokatör" olarak suçluyorlardı.

Öte yandan gençlik sağ ve sol diye iki büyük kampa ayrılmış bulunuyordu.

1 Mayıs öncesinde bazı gazetelerde Maocuların başını çektiği sol grupların Taksim Meydanı'nı savaş alanına çevirecekleri yönünde iddialar yer alıyordu.

Türkiye 1 Mayıs 1977'e böyle bir çatışma ortamında girmişti.

DİSK BAŞKANI KEMAL TÜRKLER KONUŞURKEN SİLAH PATLADI

DİSK'in Maocu grupların mitingi ajite etme girişimlerine karşı aldığı önlemler yeterli olmamıştı.

DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in konuşmasının ardından mitingin sona erdirilmesi öngörülmüştü.

Sol gruplar arasında kısa süren çatışmalar yaşanmıştı.

Türkler'in konuşmasını bitirmesine dakikalar kaldığı bir sırada tam olarak nereden geldiği belli olmayan bir silah sesiyle Taksim Meydanı sarsıldı.

100 binden fazla kişinin katıldığı mitingte bir panik başladı.

Taksim Meydanı'nın çevresindeki bazı otellerden ve Sular İdaresi binasından atılan silahlarla panik havası daha da arttı.

Saldırıya uğradıklarını düşünen bazı Maocu gruplar da silahlarına davranmışlardı.

Provokasyon sona erdiğinde ortaya çıkan bilanço ağır olmuştu.

Resmi raporlara göre 34 kişi yaşamını yitirmişti.

Ölenlerden 8'i kadın, 26'sı erkekti.

5 kişi silahla vurulmuştu, diğerleri ise çıkan panik yüzünden ezilme ve boğulma sonucunda hayatını kaybetmişlerdi.

Hayatını kaybedenlerden 9'u öğrenci, 7'si öğretmen, 6'sı memur, 3'ü işçi, 9'u ise halk kesimindendi.

Ölenlerden 54 yaşındaki Garabet Ahyan ve 57 yaşındaki Aleksandros Konteas gayri müslüm vatandaşlarımızdan idi.

126 yaralıdan 32 kişinin de vücutlarına kurşun isabet etmişti.

MAOCU FAŞİSTLER

Taksim Meydanı'nda yaşanan katliamdan sonra sol fraksiyonlar birbirilerini suçladılar.

Suçlamaların odak noktası Maocu gruplar idi.

Mitingi maocular ajite etmişlerdi.

Bu yüzden diğer sol gruplar ve DİSK yanlıları bu grupları "Maocu faşistler", "Maocu Bozkurtlar" ve "CIA Sosyalistleri" olarak suçladılar.

İlerleyen günlerde "Kontrgerilla"nın sol fraksiyonlar arasında yaşanan gerginliklerden istifa ederek böylle bir provokasyon gerçekleştirildiği kanısı hakim olmuştu.

Maocu gruplar ise sadece kullanılmış oluyorlardı.

CHP Lideri Ecevit'e göre devlet içinde yuvalanmış tertipçiler bir iç savaş kışkırtıcılığı yapmışlardı.

"Dev-Genç" Taksim Katliamını CIA'nın gerçekleştirdiğini ileri sürerken, Sovyetler Birliği yanlısı bir grup olan "İlerici Gençler Derneği" tarafından yayımlanan bir bildiride şu cümleler yer alıyordu:

"Kimi çevrelerde, 'CIA'nın bir oyunudur' diyerek Maocu faşistlerin kanlı halk düşmanı yüzünü perdelemeye çalışıyorlar. Kitleleri şaşırtmak istiyorlar. Bu değerlendirmeler gerçeği yansıtmıyor."

1 Mayıs katliamına ilişkin yargılamadan da olayların aydınlatacak bir sonuç çıkmadı.

Öte yandan ilk duruşma savcısı İbrahim Çetin Yetkin görevlerini savsaklayan ve kötüye kullanan kamu görevlileri hakkında soruşturma açılmasını talep etmişti.

Yetkin bir süre sonra görevden alınmıştı.

ORG. ERSUN EMEKLİ EDİLİYOR

Bir başka önemli ayrıntı ise, 1 Mayıs 1977'de Taksim'de yaşanan katliamın bir darbe girişimini kolaylaştırmak amacıyla gerçekleştirildiği iddiasıdır.

Darbe girişiminde Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Namık Kemal Ersun'un ismi zikrediliyordu.

Org. Ersun'un süpriz bir şekilde 1 Haziran 1997 günü emekli edilmesinde bu iddiaların payı olduğu söylenmiştir hep. Ağustos şurasında emekli edilen bazı generallerin de Org. Ersun'la birlikte hareket ettikleri iddia ediliyor.

Bu generallerin içerisinde "Özel Harp Dairesi" eski başkanlarından Genelkurmay İstihbarat Başkanı Org. Recai Engin de yer alıyordu.

Belki bir cunta tasfiye edilmişti ama başka bir cunta emin bir şekilde hedefine doğru ilerliyordu.

Türkiye nice katliamlar ve nice kanlı olaylar eşliğinde "12 Eylül"e doğru gidiyordu.

Ecevit'e göre Kontgerilla tertibiydi..

1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı'nda 34 kişinin ölümüyle sonuçlanan provokasyon hakkında CHP Lideri merhum Bülent Ecevit şöyle diyordu:

"1 Mayıs kırımının ilk provası, bir süre önce Ankara'da Tandoğan Alanı'nda bazı meslek kuruluşlarının yasal toplantılarına karşı yapılmıştı. Tertipçiler , o ilk deneyi geliştirerek, 1 Mayıs günü İstanbul'un Taksim Alanı'nda , bir iç savaş kışkrtıcılığı boyutlarına ulaştırmışlardır. Boyutları değişik olmakla birlikte yöntemleri birbirine çok benzeyen bu iki olayda, araç olarak 'sol' görüntülü birtakım sorumsuz topluluklar kullanılmış olsa bile, asıl tertipçilerin onlar olabileceğini sanmıyorum. Eğer bir avuç sorumsuz maceracı Tandoğan ve Taksim olaylarını kendi başlarına düzenleyip işin içinden sıyrılabiliyorlarsa, Türkiye'de devlet kalmadığı yargısına varmak gerekirdi. Ben devlet içinde yer almakla beraber, hiç değilse devlet gücünden kaynaklanmakla beraber, demokratik hukuk devletinin denetim alanı dışında kalan bazı örgütlerin bu olaylarda başlıca etken olduğu ve hükümetin iki kanadının da, gereken önlemleri alacak yerde, bu örgütlerden yararlanmak istediği kanısındayım. Böyle örgütlerin ve tertiplerin kesin kanıtları 12 Mart döneminde ortaya çıkmıştı. Şimdi seçim yaklaştıkça, bu kanıtlar daha büyük ve daha tehlikeli boyutlarla ve biçimlerle gözler önüne seriliyor".

Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ise Ecevit'in "kontrgerilla" kuşkusuna katılmıyordu. Cumhurbaşkanlığı basın sözcüsü Ali Baransel derlediği bilgilere ve edindiği izlenimlere ilaveten Ecevit'in beyanlarını da Cumhurbaşkanı Korutürk'e anlatmıştı.

Korutürk biraz sert bir sesle bu görüşe katılmadığını ifade etmişti.

Cumhurbaşkanı Korutürk, Baransel'in bir bildiri yayımlama önerisine de şu sözlerle cevap vermişti:

"Her olayda bir mesaj yayınlarsak, bu makanın yüceliği kaybolur. Daha üç gün önce Sayın Ecevit'e, Niksar olayları dolayısıyla üzüntülerimi bildiren bir mesaj yayınladık. Şimdi buna mesaj, yarın bir başka olay ona mesaj... Bunu doğru bulmuyorum. Bizim her olayda Karagöz gibi başımızı uzatıp birşeyler söyleyip sonra tekrar çekmemiz iyi olmaz."

Cumhurbaşkanı Korutürk'ü ikna edemeyen Baransel anılarında ilginç bir gelişmeyi de şöyle anlatıyordu:

"1 Mayıs'tan bir kaç gün önce Cumhurbaşkanı, bir sohbet sırasında 1 Mayıs'ta olaylar çıkabileceğinden kuşku duyduğunu bildirmişti. O gün öğleden sonra, Güvenlik Müşaviri Kemal Özçelik, bir süre benim yanımda oturdu. Sohbet ederken konu 1 Mayıs mitingine geldi. MİT raporlarında olay çıkabileceği şeklinde değerlendirmeler olduğunu ve bunları Cumhurbaşkanı'na anlattığını söyledi. 1 Mayıs olaylarından sonra ise, Milli Birlik Grubu bu MİT raporunun açıklanmasını istedi. Bütün bu gelişmeler art arda geldiğinde ilginç bir tablo beliriyordu."

"Milli Birlik Grubu", "27 Mayıs" darbesini gerçekleştiren "Milli Birlik Komitesi"nin "Tabii senatörler" olarak Cumhuriyet Senatosuna atanan üyeleriydi.

Gerçekten de 1 Mayıs günü olaylar çıkacağı önceden bilinmesine rağmen hiçbir ciddi önlem alınmamıştı.

Ecevit, 6 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı Korutürk'e kuşkularını bildirmiş, Korutürk ise kuşkularını yazılı vermesini istemişti.

Ecevit Cumhurbaşkanı Korutürk'e bir mektup göndermişti.

Korutürk mektubun birer nüshasını Başbakan Süleyman Demirel'e ve Genelkurmay Başkanı Org. Semih Sancar'a göndermişti.

Demirel vehme dayanarak tahkikat yapılamayacağını belirterek Ecevit'ten iddialarını delile dayandırmasını isteyecekti.

Velhasıl, 12 Eylül darbesi nasıl göz göre göre geldiyse 1 Mayıs 1977 Katliamı da aynı şekilde gelmişti.

Osmanlı'dan bugüne 1 Mayıs kutlamaları..

1 Mayıs işçi bayramı İstanbul'da ilk kez açık alanlarda ve halka açık olarak 1921'de kutlanmıştı.

" Türkiye Sosyalist Fırkası" kurucusu ve" İştirak" gazetesi sahibi Hüseyin Hilmi tarafından organize edilmişti.

İstanbul İngilizler ve Fransızlar tarafından işgal edilmişti. Böyle bir ortamda 1 Mayıs kutlamaları Kağıthane'de gerçekleştirilmişti. Bandolar eşliğinde marşlar söylenmiş, İştirakçi Hilmi ve arkadaşları mavi gömlekleri ve kırmızı kravatlarıyla Sadrazam Tevfik Paşa'yı bile ziyaret etmişlerdi. Ondan önce bir başka kutlama ise 1912'de Pangaltı'da bir bahçede, dar bir kapsamda Osmanlı sosyalistleri tarafından gerçekleştirilmişti.

"Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopesi"ne "İştirakçi Hilmi" başlığıyla bir makale yazan Oya Baydar bu ilk 1 Mayıs kutlamasıyla ilgili olarak şunları yazıyordu:

"Kuşkusuz 1921 1 Mayıs kutlamalarına diğer sol çevrelerden de önemli katılım olmuş ve İstanbul'un işgal altında oluşu heyecanı artırmıştır. Ama işgal kuvvetlerinin günlerce öncesinden verdikleri gözdağına ve koydukları yasaklamalara rağmen o yıllara kadar görülmemiş bir coşku ve kalabalıkla kutlanan 1 Mayıs'ın yıldızı, göğsünde kırmızı karanfili, kızl yeleği, kimi kaynaklara göre muhtemelen İngiliz işgal kuvvetlerinin tahsis ettiği kırmızı bayraklı otomobili ile, Enternasyonal'ı dinleyen İştirakçi Hilmi'dir."

Yazar Refik Halid Karay ise o günlerde şu satırları kaleme almıştı: "Evvelki gün, 1 Mayıs İstanbul'da ilk defa amele bayramı yapılmış, Şirket ve Haliç vapurları, tramvaylar işlememiş. Bunu haber aldığım zaman, kendi kendime 'kimbilir İştirakçi şimdi ne kadar memnundur, etekleri zil çalar' dedim ve tanıdıklarım arasında gayesine eren bu yegane bahtiyar adamı taa yüreğimin içinden samimiyetle tebrik ve takdir ettim... İşte o gün nihayet geldi. İştirakçi, evvelki gün, işlemeyen vapurları, titmeyen bacaları ve kırlarda şad-ü handan dolaşan ameleleri seyrederek 1 Mayıs'ı nihayet istediği gibi tesid etti... Fakat bakalım bu bayramın sonu nasıl gelecek..."

1923'te gerçekleştirilen "komünist tutuklamaları" yüzünden 1 Mayıs işçi bayramı açık alanlarda kutlanamadı.

1927'den sonra ise hiç kutlanamayacaktır. İlk kez 1976'da DİSK 'in öncülük ettiği bir girişimle 1 Mayıs, Taksim Meydanı'nda kutlanmıştır. 1979'da ise dönemin Sıkıyönetim Komutanlığı Taksim Meydanı'nı 1 Mayıs kutlamalarına kapattı. Korsan gösteriler bir kenara bırakılacak olursa, 1979'dan sonra Taksim Meydanı'nda ilk kutlama 2010'da gerçekleşti.

Hiç yorum yok: