9 Ekim 2012 Salı

Etme bulma dünyası ve İstiklal Mahkemeleri.. Abdullah Muradoğlu


Etme bulma dünyası, 1927'de kapatılmalarının ardından İstiklal Mahkemelerinin “korkunç adamlar” olarak anılan kimi yargıç ve savcılarının başları da sonraki yıllarda derde girdi. İsmet Paşa'nın kendisi bile, kurulmasında büyük rol oynadığı İstiklal Mahkemeleri'nin yargıçlarının yarattığı korkudan muzdaripti. İsmet Paşa muzdaripse, gerisini siz düşünün artık.
Cumhuriyetin ilanından sonraki dönemde İstiklal Mahkemeleri'nin siyasi tasfiyelerde kullanıldığı artık kabul gören bir yaklaşımdır. Bu dönemde İstanbul basını susturulmuş, siyasi muhalefet de sindirilmişti. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldığı gibi bu partinin liderleri Kazım Karabekir, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy ve Cafer Tayyar paşalar da Atatürk'e Suikast Davası'nda kısa bir süre tutuklanarak İstiklal Mahkemesi'ne çıkartılmışlardı. Karabekir Paşa ve arkadaşları beraat etmiş, ancak Ankara Hükümeti'nin ilk başvekili Rauf Orbay ise gıyabında on yıl kürek hapsine mahkum edilmişti.
YÜCE DİVAN'DA MAHKUM EDİLDİ
Etme bulma dünyası, 1927'de kapatılmalarının ardından İstiklal Mahkemelerinin “korkunç adamlar” olarak anılan kimi yargıç ve savcılarının başları da sonraki yıllarda derde girdi.
İstiklal Mahkemesi reislerden İhsan Eryavuz, “Denizcilik Bakanı” olmuştu. İhsan Bey Cumhuriyet dönemin ilk yolsuzluk davası olarak bilinen Havuz-Yavuz Davası'nda mahkum edildi. Yüce Divan'ın ik davasıydı bu.
Ünlü Yavuz zırhlısının onarımında yolsuzluk yaptığı iddiasıyla Bahriye Nazırı İhsan Bey, 1928'de yargılanarak 2 yıl 2 ay hapse mahkum oldu.Aynı davadan yargılanan Bilecik Milletvekili Dr. Fikret Onuralp da 4 ay hapse mahkum edildi. Dr. Fikret de Dr. Reşit Galip'in savcılık yaptığı bazı davalarda savcı yardımcılığı yaptığını hatırlatalım.
Bahriye Vekili İhsan Eryavuz, Ankara'daki evinin kapısını bir bahriye arması koydurttmuştu. Bundan dolayı kendisini takılan arkadaşlarına” Hükümeti cumhuriye baki kaldıkça ben Bahriye Vekiliyim” demişti. İhsan bey'in Bahriye Vekilliği baki kalmadığı gibi, hem milletvekilliği düşmüş, hem de hapsi boylamıştı. İhsan Bey, Havuz-Yavuz davasını çağrıştırdığı için “Eryavuz” olan soyadını da “Topçu” olarak değiştirecekti.
İstiklal mahkemesi savcılarından Dr. Reşit Galip ise 1932'de Maarif Bakanlığı'na getirildi. Ne varki 1933'de Atatürk'ün isteği üzerine Bakanlık'tan çekilmek zorunda kaldı. Prof. Hikmet Bayur, Reşit Galip'in bakanlıktan el çektirilmesinin gerekçesi olarak bir olayı gösterir. Buna göre Reşit Galip “Atatürk, İnkılab Tarihi profesörlüğünün bana verilmesini istiyor” diyerek İstanbul Üniversitesi rektöründen profesörlük payesi almıştır. Olayı öğrenen Atatürk sinirlenerek Reşit Galip'i yanına çağırtarak şunları söylemiştir:
“Bu İnkılab tarihini siz okutamazsınız. Bunu ben okutabilirim, Mareşal(Fevzi Çakmak) okutabilir, şu, bu okutabilir, fakat siz okutamazsınız. Esasen arkadaşlar sizden çok şikayetçi. Bir müddet için çekilseniz iyi olur”
Reşit Galip 1934'de içinde bulunduğu yelkenlinin devrilmesi sonucunda zatürreye yakalanarak vefat etti.
KILIÇ ALİ ORTADAN KAYBOLDU
Atatürk'ün sofrasında yer alan ünlü “mutat zevat” arasında yer alan Kılıç Ali'nin ikbali de Atatürk'ün vefatıyla söner. Bir zamanlar adının zikredilmesi dahi ürkütücü bulunan Kılıç Ali Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet Paşa'nın hışmına uğramamak için adeta gözden kayboldu. “Demokratlar”ın iktidara gelmesinden sonra ortaya çıkabilmiştir. Kılıç Ali, ikinci eşi ünlü “seramikçi Füreya” ile birlikte İstanbul'a yerleşir. İstiklal Mahkemesi'nin Bodruma sürdüğü Halikarnas Balıkçısı'nın yakın akrabasıdır Füreya Hanım.
Kılıç Ali, Atatürk'ten sonraki dönemde maddi açıdan zor günler yaşar. Bütün birikimi eriyip gitmiştir. Celal Bayar'ın desteğine rağmen Adnan Menderes, Kılıç Ali'nin Meclis'e girmesine sıcak bakmaz. Füreya Hanım ise Kılıç Ali'den boşanarak ayrılıp kendi seramik atölyesini açar. Kılıç Ali 1971'de İstanbul'da vefat ettiğinde neredeyse unutulmuş bir addan ibaretti.
VİCDAN RAHATSIZLIĞI YAKASINI BIRAKMADI!
İstiklal Mahkemeleri'nin “Üç Aliler”inden “Kel Ali” lakaplı Ali Çetinkaya ise Atatürk'e Suikast Davası'ndan yargılanarak idam edilen İttihatçıların Maliye Nazırı Cavit Bey yüzünden vicdan azabı çektiği söylenir. Çok başarılı geçen Nafia Bakanlığı'na rağmen Ali Çetinkaya'nın ismi “İstiklal Mahkemesi reisi” olarak hafızalarda yer etmiştir.
İstiklal Mahkemesi'nde beraat eden Ahmet Ağaoğlu'nun oğlu Samet Ağaoğlu, Ali Çetinkaya'nın son yıllarında vicdanıyla hesaplaştığını ve bu yüzden hasta düştüğünü ifade eder.
“Babamın arkadaşları” isimli kitabında Samet Ağaoğlu, Ali Çetinkaya'nın son günlerini şöyle anlatır:
“Hastalığının şuurunu tamamen kaybettirerek yaşadığı son günlerinde sık sık ve titremeler içinde Nazırın ismini sayıkladığı ve 'geliyor, geliyor' diye haykırdığı anlatılmaktadır. Bir gün de bu korkular, bu vehimler, bu hayaller arasında gözlerini dünyaya kapadı.”
ATATÜRK, ALİ SAİP'LE SELAMI KESTİ!
“Şark İstiklal Mahkemesi” reislerinden Ali Saip Ursavaş da gün gelir 1935'de Atatürk'e karşı Çerkes Ethem tarafından planlandığı iddia edilen bir suikast girişiminde yer aldığı iddiasıyla milletvekili dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklanır. Bu davadan beraat eder, ama Atatürk de Ali Saip'le selamı sabahı keser.
Atatürk'ün sekreteri Hasan Rıza Soyak'ın anlattıklarına göre Atatürk, Ali Saip hakkında özel bir araştırma yaptırır. Urfa Milletvekili Ali Saip'in bazı yakınlarına ve arkadaşlarına çektiği bazı kuşkulu telgrafların bulunup kendisine getirilmesini ister. Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğü ise Kılıç Ali'nin bakanlık yaptığı Ulaştırma Bakanlığı'na bağlıdır. Kılıç Ali telgrafları buldurarak Atatürk'e ulaştırır. Özel araştırmada Ali Saip'in suikastle ilişkisinin olmadığı kanısına varılır ama, onun bazı kaçakçılarla ilişkisi üzerinde durulur. Suikaste adı karışanlar da bu kaçakçılardandır.
Hasan Rıza Soyak anılarında “ Tabidir ki Atatürk, artık Ali Saip ile eski ilişkisini sürdüremezdi; nitekim onun tahliyesinden sonra derhal İstanbul'a gelip kabulü için benim aracılığımla yaptığı bütün ricalarına iltifat etmemiş, bir daha kendisiyle görüşmemiştir.”.
Ali Saip Ursavaş, 1924'de Meclis koridorlarında “Vakit” gazetesi muhabiri Necati Bey'i yaptığı bir haber yüzünden tokatlamıştı. Vakit, milletvekillerinin maaşlarına zam yapma girişimini eleştirmişti. Bu girişimcilerden biri de gazetede resmi basılan Ali Saip'ti. Necati Bey'in dövülmesi üzerine Meclis muhabirleri üç gün süreyle İstanbul'a haber göndermeme kararı alarak olayı protesto etmişlerdi.
Necati Bey kimdi biliyor musunuz?
Bu Necati bey, Tansu Çiller'in babası Necati Çiller idi.
Komplocu Paşa'ya somaki hamamı!
İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanan pek çok ünlü ismin sonraki dönemlerde itibarları iade edildi. Hatta kimilerinin taltif bile edildi. İstiklal Mahkemeleri'nde yargılan gizli Türkiye Komünist Partisi üyesi Şevket Süreyya Aydemir 1930'larda Atatürk'ün talimat ve desteğiyle ünlü “Kadro” dergisi'nin kurucuları arasında yer aldı. Komünistlikten dönen Şevket Süreyya, Kemalizme ideolojik bir çerçeve üretmeye çalışan Kadro Dergisi'nin başına getiriliyordu.
Eski İttihatçı Hüseyin Cahit Yalçın, Cumhuriyetin ilanının hemen ardından başlayan Hilafet tartışmaları sırasında, Tanin'de “Hakiki milliyetçiler Hilafet'e dört elle sarılır” diye yazmıştı. Aynı görüşü paylaşan İstanbul basınının pek çok mensubu Hüseyin Cahit ile birlikte İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı
İzmir Suikasti Davası'nda da yargılanan Hüseyin Cahit, İsmet Paşa devrinde CHP'den milletvekili seçildi. CHP'nin yayın organlarından “Ulus” gazetesinin başyazarı bile oldu. Yalçın, ondan önce de “Vatan” gazetesinde baş yazılar kaleme aldı. 1945'de Tan Matbaası'nın basılarak yerle bir edilmesinde kışkırtıcı rol oynayan “Kalkın ey ehl-i vatan” başlıklı yazının altındaki imza da ona aitti.
İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanan ve siyaset dışı bırakılan, yanı sıra “müstemirren takip edilen zatlar” listesinde yer alan Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele daha Atatürk zamanında Meclis'e girmiştir. Atatürk'ün nutkunda “komplocu paşalar” olarak suçladığı isimlerden biriydi Paşa. 1930'larda Atatürk ile barışan Ali Fuat Paşa için Dolmabahçe Sarayı'nın meşhur somaki hamamı bile tahsis edilmişti. Somaki hamam Fransa İmparatoriçesi Eugenie'nin 1867'deki İstanbul ziyaretinden bu yana Cumhuriyet döneminde ilk kez Ali Fuat Paşa'nın yıkanması için şerefine ısıtılmıştı.
Atatürk'ün ölümünden sonra, uzun yıllar siyasi polisin tarassutu altında adeta mahpus hayatı yaşayan Kazım Karabekir de İsmet Paşa tarafından Meclis'e sokuldu. Karabekir Paşa, önce mebus seçilmiş, sonra da Meclis Başkanlığına getirilmişti. Karabekir Paşa'nın İsmet Paşa'dan sonra CHP'nin başına geçeceği ve Cumhurresi seçileceği bile konuşuluyordu. Ne ki Karabekir Paşa'nın ömrü vefa etmeyecek, TBMM Başkanıyken 1948'de vefat edecektir.
Rauf Orbay ise ülke dışında geçirdiği sürgün hayatının ardından, o da İsmet Paşa'nın Cumhurbaşkanlığı döneminde mebus seçtirilmiş, daha sonra da Londra Büyükelçiliğine getirilmişti. Orbay mebus seçilmek için hakkındaki İstiklal Mahkemesi hükmünün kaldırılmasını istemişti. Başbakan Refik Saydam, İstiklal Mahkemelerinin kapatılmış olması nedeniyle yargılanmanın yenilenemeyeceği, ancak Orbay'ın yeniden yargılanması halinde zaten beraat edeceğini belirten bir mesaj yayımlamak suretiyle bu sorunu çözmüştü.
İsmet Paşa'yı bile korkutmuştular!
İsmet Paşa'nın kendisi bile, kurulmasında büyük rol oynadığı İstiklal Mahkemeleri'nin yargıçlarının yarattığı korkudan muzdaripti. İsmet Paşa muzdaripse, gerisini siz düşünün artık.
Yılmaz Karakoyunlu'nun “Üç Aliler Divanı” adlı kitabında, İstiklal Mahkemeleri'nin kaldırılmasından bir gece önce İsmet Paşa ile Atatürk arasında geçen bir konuşma şöyle aktarılıyor:
İsmet Paşa- Paşam, İstiklal Mahkemesi'ni Demokles'in kılıcı gibi elinizde tutmaktan ne zaman bıkacaksınız?
İnönü'nün bahsettiği mahkeme, Ankara İstiklal Mahkemesi.
Reis Kel Ali, mahkeme üyeleri Kılıç Ali ve Reşit Galip. Savcı ise Necib Ali.
O akşam balo var. Hem Başbakan hem de dehşet havası estiren Ankara İstiklal Mahkemesi tam kadro orada.
Atatürk, Kel Ali'ye dönüp şöyle diyor:
“İstiklal Mahkemeleri'ni kapattım, Ali Bey. Mesainize teşekkür ederim”.
Kel Ali şaşırıp, “Paşam, meseleyi tedkik edip bir rapor halinde size arz edeyim.” deyince, Atatürk hırsla ayağa kalkarak şöyle diyor, “Ne raporu, ne diyorsun sen? Kurdum ve kapattım.”
Astığı astık, kestiği kestik Üç Aliler'in yargıçlık saltanatı Atatürk'ün tek bir cümlesiyle son bulmuştu.

Hiç yorum yok: