5 Haziran 2012 Salı

Paris: Bir Modernleşme Projesi- Hakkı Yırtıcı

Paris'in yüzyıllara göre gelişen sur duvarları

19. yüzyılda modernleşmenin gündelik hayatta ve kentte yaptığı sarsıcı dönüşümlerin en görünür olduğu yer Paris olmuştur. Bu dönüşümler bir yandan yeni bir dünya vaat ederken, bir yandan da kent yaşamında büyük travmalara neden oluyordu. 17. yüzyıl sonuna kadar Paris, dar sokakları ve pazarların kurulduğu küçük meydanları ile bir Ortaçağ kenti görünümünde idi. 18. yüzyıldan itibaren imparatorluğun güçlenmesi ile kentin görünen yüzü değişmeye başlamış, 1840 – 1870 tarihleri arasındaki Fransız endüstri devrimi ile de bu değişim doruk noktasına ulaşmıştır. Böylelikle Paris 19. yüzyılda modern görünümü ve çekiciliği ile sadece Fransa’nın değil tüm Avrupa kara kıtasının başkenti haline gelmiştir.

Endüstri devrimi beraberinde getirdiği hızlı kentleşme ve kırsaldan kente göçle Paris’in nüfusu 1840’da bir milyona ulaştı. Bu nüfusun 400 binini işçi sınıfı oluşturmaktaydı. 1870 yılına gelindiğinde kentin nüfusu iki milyonu bulmuştu. Bu yoğunluk beraberinde sağlık, kanalizasyon ve temiz su gibi altyapı sorunları, ulaşım ve en önemlisi konut ihtiyacı gibi sorunları da beraberinde getirmekteydi. Üstelik Paris’in tarih boyunca sur duvarları içinde bir kent olması da ayrı bir sorun oluşturmaktaydı. 19. Yüzyıl sonunda bile Prusya ile yapılan savaşlar kenti sur duvarlarının içine hapsetmekteydi. Bu sıkışıklık kentin bir noktadan sonra yatayda değil düşeyde gelişmesine neden olmuştur. 

Artan nüfus yoğunluğu ile ortaya çıkan konut sorununa çözüm farklı gelir gruplarının bir arada yaşadığı apartmanlar oldu. Bir yandan klasik üç katlı olan Paris apartmanları beş kata çıkarılırken, yeni yapılan apartmanlarda imar kuralları ile beş kat ile sınırlandı. Apartman kültürü 1853’de vali olan Haussmann ile doruk noktasına ulaştı. Bu apartmanların ilk ve asma katları ticaret, tavan yüksekliği diğer katlardan fazla olan ve “piano nobile” denilen kısımda soylular, üçüncü katta tüccarlar, dördüncü katta işçiler ve tavan arası katında ise Paris’e yeni gelmiş göçmenler yaşamakta idi. Bu şekli ile örneğin Londra’da görülen sınıflara ait mekansal ayrışma Paris’te görülmemekte idi.


Haussmann Bloğu

Haussmann’ın vali olduğu 1853 – 1870 tarihleri arasında kent inanılmaz bir dönüşüme sahne oldu. Kent İmparator Üçüncü Napolyon’un gücünü gösteren simgesel, büyük yapılar ile donatıldı; temiz su, kanalizasyon, demiryolu, ofis, market, itfaiye, okul, hastane, hapishane gibi bir modern kentin gerektirdiği altyapı ve binalar inşa edildi. Ama en önemlisi kentin mevcut dokusuna yapılan müdahaleler idi. Bir cetvel ile çizilmiş gibi açılan geniş ve uzun bulvarlar ile Paris yepyeni bir görünüm aldı. 


Haussmann'ın açtığı yollar

Bu müdahalelerin birkaç gerekçesi vardı:

• Dar sokakların sağlayamadığı temiz hava ve güneşin konutların içine alınarak sağlık koşullarının iyileştirilmesi.
• Bulvarların kesiştiği noktalarda simgesel yapılar ile kentin modern bir görünüm kazandırılması. 
• Halk ayaklanmaları ve toplumsal olaylar sırasında isyancıların dar sokaklar arasında kaybolmalarının önlenmesi.
• İşçi sınıfının kentin dışına sürülmesi. 

Böylelikle Haussmann zamanında Paris modern bir burjuva kenti görünümü kazandı. Tüm bu değişimler esnasında inşaat ve finans sektörü büyük bir gelişme gösterdi. Emlak piyasası hareketlendi. Dünya fuarları ile kent bütün dünyanın ilgisini çeken bir yer haline geldi. 


Opera Garnier, Haussmann'ın müdahalelerinden önce ve sonra

20. yüzyılın ilk yarısında dünya savaşları nedeni ile büyük bir hareketlilik gözlenmeyen kentte 1950’lerle beraber yeniden bir metropol olmanın sorunları ile karşılaşmaya başladı. 1957 – 1973 tarihleri arasında son duvardan kalan boş kalan ve Paris’i çevreleyen alanda “Peripherique” adı verilen çevre yolu inşa edildi. Bu yol Paris’in bugünkü fiziksel sınırlarını oluşturmaktadır. 

1973’de kent meclisi tarafından Atelier Parisien d’Urbanisme (APUR) kuruldu. APUR’un hazırladığı kentsel dönüşüm ve gelişim planı 1983’de uygulanmaya başladı. APUR bir “developer” işlevi görerek, kentte belirlenen alanların nasıl gelişeceği, kente nasıl eklemleneceği ve bölgelerin karakteristiklerini belirleyerek mimar ve inşaat şirketlerini koordine etme görevi üstlenmiştir. “Zone d’Amenagement Concerte (ZAC) denilen bu bölgeler bugün kentin içinde ve çeperlerindeki en önemli kentsel gelişme alanlarıdır. ZAC Bassin de La Villette (1989), ZAC Paris Rive Gauche (1991), ZAC de Bercy bugün kentin en yeni gelişen, dinamik bölgeleri niteliğindedir. 

Bu bölgelere sırasıyla bakacak olursak:

ZAC Basin de la Vİllette 
1989 yılında Patrick Celeste tarafından genel planlaması yapılan, kentin kuzey doğu sınırındaki ZAC Bassin de La Villette bölgesi endüstri ağırlık bir alanken, konut, ticaret ve eğlence – dinlenme bölgesi olarak yeniden ele alındı. Avenue de Flandre genişletilerek bölgenin sınırları çizildi. Bu projenin merkezinde Bernard Tschumi tarafından tasarlanan La Villette Parkı bulunmaktadır. 

ZAC Paris Rive Gauche 
Gare d’Austerlitz ile çevre yolu arasındaki 130 hektar alana ait plan 1991 yılında uygulanmaya başladı. Plan esas olarak bölgedeki endüstriyel yapıları koruyarak yeni konut, ticaret ve yeşil alanlar yaratmayı amaçlamaktadır. Bölgede 1997 – 2005 yılı arasında 5 bin konut, 700 bin metrekare ofis alanı ve 500 bin metrekare kentsel servis alanı inşa edilmiştir.



ZAC de Bercy 
Seine Nehri kıyısında, Rive Gauche’nin karşı sahilindeki Bercy bölgesinin planı 1987’de hazırlandı ve 1997 yılında plan uygulanmaya başladı. 300 yıllık şarap depolarının bulunduğu bölge 1970’lerde bu depoların kapanmaya başlaması ile atıl hale gelmişti. Planlamada üç temel strateji bulunmaktadır. Birincisi bölgedeki tarihi izlerin ve ağaçların korunması; ikincisi kentsel gelişmeyi sürdürerek bölgeyi kentin bir parçası haline getirmek; üçüncüsü konut alanı, ticaret bölgesi ve doğal çevresi ile çoklu bir kullanım alanı yaratılması. Bu çerçevede Seine nehri boyunca uzanan bir park, parkın kuzeyindeki konut alanı ve doğusundaki eski şarap depolarının dönüştürülmesi ile elde edilen kültür ve ticaret alanı bölgenin karakteristiğini oluşturmaktadır.



Bugün Paris’in geneline bakıldığında kentsel planlama bağlamında “yenileme” ile “geliştirme” arasında salındığı söylenebilir. Les Halles, Saint – Antonie, Amandires gibi kentin merkezindeki bölgelerin yenilenmesi için fikirler üretilirken; kentin çeperlerindeki endüstri bölgelerini de küresel dünyaya eklemleyecek yeni enstrümanlarla geliştirilmeye çalışılmaktadır. Ancak Paris halen 150 yıl önce Haussmann’ın müdahalelerin yarattığı kent olarak durmaktadır.

Hiç yorum yok: