12 Mayıs 2013 Pazar

28 Şubat’ın dış politika boyutu-Ahmet Taşgetiren

28 Şubat’ın her yanının konuşulduğu günlerdeyiz. Konuşulanlardan biri de, “Refahyol hükümetinin neden devrildiği” konusudur. “İrtica tehdidi” ana sebep miydi, yoksa uluslararası güç odaklarının da karıştığı başka stratejik hesaplar rol oynadı mı?


Bu ikinci görüşle ilgili ciddi iddialar var.

Ben çok önceleri, rahmetli Erbakan’a çok yakın bir isimden dinlemiştim, sonra, Hidiv Kasrı’nda basın mensuplarıyla yaptığı bir sohbette bizzat kendisinden duydum.

Anlatılan şu idi:


-Erbakan, Başbakan olarak Batılı Büyükelçileri topluyor ve onlara şunu söylüyor: “Bu D-8 gerçekleşirse, dünya yeniden bir Yalta masasına oturacak.”

Büyükelçiler bu sözleri duyunca, hayretle birbirlerine bakıyorlar. Çünkü Erbakan, Yalta masası hatırlatması ile, Türkiye’nin de masada yer aldığı bir nüfuz paylaşımından söz ediyor.

Hoca, D-8’le ilgili bu değerlendirmesini bize de yaptı, dediğim gibi.

Recai Kutan Bey, Milliyet’ten Fikret Bila’ya verdiği mülakatta, “Erbakan Hoca’nın da bizim de teşhisimize göre, 28 Şubat’ın iki temel nedeni vardır. Birincisi dış politikada “D-8 olayı”, ikincisi de ekonomideki “havuz uygulaması”dır.” diyor.

“Bu nedenleri biraz açar mısınız?” sorusu üzerine de, D-8 boyutunu şöyle açıyor:

“Erbakan Hoca’nın bir projesi vardı: “D-160 projesi”. Hoca, 160 ülkeyi bir araya getirmeyi ve dünyada yeni bir denge kurmayı hedefliyordu. İlk aşamada 60 Müslüman ülkeyi bir araya getirmeyi düşünüyordu. Sonra bu halkaya Müslüman olmayan diğer ülkeleri de katacaktı. Nitekim Başbakan olunca bu 160 ülkenin dışişleri bakanlarını davet etti, toplantı yaptı. Orada gördük ki, 160 ülkeyle toplanmak zor, kiminin uygun olduğu gün bir başkası olmuyor. Bunun üzerine Hoca, ilk çember olarak nüfusu 60 milyonu aşan 8 Müslüman ülkeyi bir araya getirdi ve buna “D-8 projesi” adını verdi. Ve D-8 kuruldu. Hâlâ da mevcuttur ama aktif olarak işletilmiyor. Anlaşmaları yapılmıştı. Amacı bu ülkelerin dayanışmasıydı, ekonomilerinin canlanması, ortak sanayi üretimlerinin yapılması ve Batı’ya bağımlılıktan kurtulmalarıydı. Tabii bu Batı’daki ittifaklara karşı bir alternatif de değildi hem Batı’ya hem D-8’e üye olmak mümkündü. Erbakan Hoca’nın D-8 projesi, 28 Şubat’ın önemli nedenlerinden biridir. Çünkü bu oluşum, ABD’yi ve İsrail’i rahatsız etti. Hoca’nın bu girişiminden, D-8’e Türkiye’nin liderlik etmesinden çekindiler.”

Benzeri bir değerlendirmeyi Cengiz Çandar, Taraf’ta, Neşe Düzel’e naklettiği tanıklıklar çerçevesinde yapıyor. Şunlar Çandar’ın Düzel’e naklettikleri:

“-12 Mart 1997’nin cumartesi günü Washington’da dönemin Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın çağrısı üzerine Bakanlık binasının yedinci katında Türkiye ile ilgili bir toplantı yapılmış. Bu toplantı, 28 Şubat kararlarının alındığı MGK toplantısından hemen iki hafta sonra düzenlenmiş. Hatırlayın... RefahYol, haziranda iktidardan gitti. Bernard Lewis, Paul Wolfowitz, Richard Perle hepsi toplantıdaymış. Türkiye’ye ilişkin olarak ne yapılmalı, o toplantıda konuşulmuş. O toplantıdan çıkan genel eğilim, “doğrudan askerî bir darbe olmadan bu hükümet gitmeli” olmuş.

“-Amerika niye RefahYol’un gitmesini istedi?

“-Ben de sordum. “Amerika, tekerine çomak sokanı ekarte eder ama Erbakan size bir şey yapmadı. Amerika’nın büyük ulusal çıkarlarını tehdit etmedi. Aksine onun zamanında İsrail’le ilişkiler gelişti. En önemlisi Saddam kuvvetlerini Kuzey Irak’a soktuğu zaman, CIA ile irtibatlı olduğu iddia edilen beş bin Kürt’ün Türkiye üzerinden çıkartılıp Guam Adası’na gönderilmesinde size destek verdi” dedim. Abramowitz, “Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde yazılı olmayan bir kod vardır. Erbakan bu kodu bozdu. Amerika, ne yapacağı kestirilemeyen, kontrol edilemeyen müttefikten hoşlanmaz” dedi. Erbakan ilk dış gezisini, kendisine yapma dendiği halde İran’dan başlattı. İkinci gezisini Mısır, Libya ve Nijerya’ya yaptı.

-28 Şubat sadece iç güçlerle yapılmış bir darbe değil mi?

-Hayır. Amerika’nın en İsrail yanlısı çekirdeği de dâhil bu darbeye. ... Amerika’da iki tane aleni, kote edilmiş İsrail lobisi var. Çevik Bir’in bunlarla o kadar yoğun ilişkisi vardı ki, 2000 yılında ilk kez ihdas ettikleri “uluslararası devlet adamı” ödülünü Bir’e verdiler. ...Çevik Bir’in İsrail askerî sanayileriyle de çok sıkı ilişkileri vardı.

-İsrail destekli bir darbe miydi 28 Şubat?

-Tabii öyleydi. Türkiye-İsrail işbirliği ve askerî ilişkileri 28 Şubat’la nereden nereye gitti, hangi rakamlara ve mali boyutlara vardı görmek gerekir.” (Taraf, 16 Nisan 2012)

Bu bilgilere ekleyecek fazla bir şey yok. Belki, 60 ya da 160 ülkeyi aynı çatı altında toplama arzusunun reel-politik boyutu üzerinde durulabilir. 160 ülkeden 8’e inmek, orada bile diyelim Mısır’ın, Libya’nın oyunbozanlığı ile karşı karşıya kalmak ve buna rağmen Yalta’lardan bahsetmek... Nasıl bir şey?

Hiç yorum yok: