13 Aralık 2012 Perşembe

İfrat, tefrit ve Abdülhamid-Murat Bardakçı


Son dönem Türk tarihinin çok önemli bir isminin bugün 92. ölüm yıldönümü olduğunu, ideolojilerini dine dayandıran bazı çevreler dışında pek hatırlayan yoktur.

Hayata 1918'in 10 Şubat'ında veda eden Sultan Abdülhamid'den bahsediyorum...

Sözünü ettiğim çevreler, bugün ve bu hafta sonu, Sultan Abdülhamid için bazı toplantılar düzenleyecekler. Toplantılara ilmî değil ruhanî bir hava hâkim olacak, Sultan Abdülhamid'den bir devlet adamı ve bir "insan" olarak değil, "Ulu Hakan" şeklinde hasret dolu, hattâ mitolojik bir üslûpla bahsedilecek.

Toplumumuzdaki derin fikir farklılıklarının tam bir misalini aradığınızda, ortaya Sultan İkinci Abdülhamid'den daha iyi bir örnek koyamazsınız.

Abdülhamid, bir kesime göre neredeyse evliya mertebesinde bir "Ulu Hakan"dır. Hattâ hatadan bile münezzehtir ve Osmanlı İmparatorluğu'nun son senelerinde yaşanan bütün felâketler ile çöküş, onun tahtından indirilmesi yüzünden meydana gelmiştir.

Ama, diğer kesime göre, çöküşün asıl sebebi Abdülhamid'in 33 senelik istibdadıdır ve Abdülhamid, memleketi geniş bir jurnal teşkilâtının başında kimselere nefes aldırmadan idare etmeye çalışmış basit bir "Kızıl Sultan"dır.

SON İMPARATOR!

Türkiye'de, memleketin kaderine 33 sene boyunca tek başına hâkim olmuş bir hükümdar hakkında şimdiye kadar yapılan yorumlar hep böyle ifrat ile tefrit arasında kalmış, Prof. Dr. Vahdettin Engin'in son senelerdeki bazı yayınları dışında hükümdarın politikalarını belgeleriyle ve düzgün şekilde ortaya koyan bir çalışma yapılmamıştır.

Şimdi, Abdülhamid'in dönemini okumuş ve bir yere kadar çalışmış, hükümdarın zamanında yaşamış olanları çocukluk ve gençlik senelerinde tanımış ve Abdülhamid sonrası dönemi derinlemesine denebilecek şekilde araştırmış ve hâlâ araştıran bir kişi olarak, hükümdarla ilgili düşüncelerimi kısaca nakledeyim:

Abdülhamid, Osmanlı Devleti'nin son ve gerçek "imparatoru"dur. Tam bir Tanzimat hükümdarıdır, yenilikçidir, mâlî imkânlarının elverdiği ölçüde eğitim ve kalkınma hamleleri yapmış, müşfik bir "baba" olmaya yahut öyle görünmeye çaba göstermiştir.

Devletinin çatırdamakta olduğunun farkındadır. Çöküşü uzatabilmek için dış politikada taviz üstüne taviz vermek zorunda kalmış, dünya kadar toprağın elimizden gitmesine ses çıkartamamış ama bu arada Midhat Paşa gibi şahsî düşmanlarının faaliyetlerine mâni olabilmek için toprak tavizinden maalesef çekinmemiştir.

AH O VESVESE...

Ve, o vesvesesi... Tahttan indirilme ve canından olma korkusundan doğan, paranoyadan da öte vesvesesi...

Hayranlık krizindeki fanatiklerinin "Devletin yıkılmasını önleyebilmek için başka çaresi yoktu" diye yorumladıkları vesvesesi yüzünden 33 sene boyunca üç kişi bile sokakta biraraya gelmekten korkar olmuş, binlerce kişi sürgünlere gitmiş, günlük hayat jurnallerle şekillenir hâle gelmiş, darbe korkusu koskoca donanmayı Haliç'te çürümeye terketmiştir. Tasarruf, belki de para merakı ve Hazine-i Hassa politikası ise, ailesinin 1924 sürgününden sonra sefalete düşmesine sebep olmuştur.

Sultan İkinci Abdülhamid, Osmanlı Tarihi'nin son "gerçek" hükümdarıdır ve Abdülhamid pazarlamacıları ile ideoloji tacirlerinin elinden âcilen kurtarılması, üzerinde artık bilimsel ve ciddî çalışmalar yapılması gereken çok önemli bir devlet adamıdır.


Hiç yorum yok: