13 Kasım 2012 Salı

TÜRKLERİ BOĞAZLAR BÖLGESİ'NE ÇEKEN GERÇEK SEBEPLER - Dr. HÜSEYİN DAĞTEKİN

TÜRKLERİ  BOĞAZLAR  BÖLGESİ'NE ÇEKEN  GERÇEK SEBEPLER 

 Dr. HÜSEYİN DAĞTEKİN


I. Bayezid Zamanı'nda devletin bir imparatorluk kadar genişlemesi için, çözülmesi gereken birçok meselelerin menşe'lerine Orhan Bey Devri'nde rastlanması dolayisiyle, incelemelerimizi, daha ziyâde bu devri gözönünde bulundurarak yapacağız. Filhakika, gerek coğrafî ve iktisadî, gerekse askerî, içtimaî ve siyâsî bakımlardan incelenmesi gereken ve bir devletin kurulmakta olduğunu göstermesi itibariyle, büyük önem taşıyan bir çok yönlerden dolayı, bu devrin en mühim devirlerden birini teşkil ettiği şüphesizdir.

Osmanlı-Türkleri'nin kurdukları Beğlik de, diğer Anadolu Beğlikleri gibi, Bizans İmparatorluğu hudutlarında teşekkül etmiştir. İlkin Marmara Denizi'nin güney-doğusunda kurulan Beğlik, doğu, güney ve batı yönlerden diğer Türk Beğlikleri ile, kuzey tarafta da, Bizans İmparatorluğu ile çevrilmiş bulunuyordu. Bizans İmparatorluğu hudut kevvetlerine karşı uclara yerleştirilen diğer Türk toplulukları gibi, Osmanlı-Türkleri'nin de bu kuvvetlerle çarpışmağa başlaması mukadderdi. Ancak, bu çarpışmalar sonunda diğer beğlikler, kendi paylarına düşen toprakları ilhak ederek, Akdeniz ve Ege Denizi kıyılarına ulaşmışlar ve böylece yeniden elde edilebilecek sahalardan mahrum kalmışlardır. Buna karşılık Osmanlı Beğliği'nin önünde,Bizans İmparatorluğu'ndan kopardığı her yeni parçadan sonra, yalnız kendisinin genişlemesini sağlayacak olan bölgeler uzanmıyordu, aynı zamanda her ileri hareket onu, dünyanın en önemli ulaştırma kavşak noktalarından birine, yâni Boğazlar Bölgesi'ne de yaklaştırıyordu. Bilhassa Orhan Bey Devri, bu husustaki faaliyetler neticesinde, Osmanlı Beğliği'nin diğer beğliklerden tamâmiyle ayrıldığı bir devri belirtmesi bakımından, ayrıca zikre şayandır.

Zira, Karasi Beğliği'nin ilhakı, Osmanlı Beğliği ile Bizans İmpaparatorluğu'nun hudutlarını iki misli uzatmış, dolayisiyle iki devlet arasındaki temas imkânlarını da o nisbette arttırmıştır. Hâl böyle iken, Saruhan,Ayadın, Menteşe gibi beğliklerin bu imparatorlukla her hangi bir teması kalmamıştır. Diğer taraftan coğrafya durumları, bu beğlikleri yeni toprak kazançları ile kuvvetlenmekten mahrum bırakmakla kalmıyor, bir çok hırıstiyan milletlerin kuvvetleriyle karşılaşmalarına ve hiç bir şey kazandırmayan her zafer sonu biraz daha yıpranmalarına sebep oluyordu. Osmanlı Beğliği ise, henüz yalnız Bizans İmparatorluğu ile savaşlar yapmakta ve toprak kazançlariyle kuvvetlenmekte idi. Ayrıca, Orhan Bey Devri'nde Boğazlar'ın sahillerine de ulaşılmıştı 1.

Bu itibârla her şeyden önce, bir çok problemin çözümlenmesinde baş unsur olarak rol oynadığına kaani bulunduğumuz yol şebekesinin, Bursa'ya ve oradan da Boğazlar Bölgesi'nin merkezi olan İstanbul'a doğru uzanmasını şema hâlinde görmek gerekir:

Filvaki XIV. Yüzyıl ortalarında K o n y a - Bursa yolu, Akşehir ve Kütahya'dan geçiyordu. Bu yol, Karaman-Oğulları Ülkesi ile Germiyân-Oğulları topraklarını Osmanlı Beğliği arazisine bağlıyordu. Candar-Oğulları Beğliği'ni bağlayan  yol da, Sinop - Kastamoni - Bolu - Mudurnu- Göynük - Geyve - İznik - Bursa istikametini takip etmekteydi. Çorum-Ankara - Eskişehir - Bursa yolu da önemliydi. İzmir yolu Manisa üzerinden Bergama - Balıkesir - Mihalıç - Bursa istikametinde uzandığından, Aydın, Saruhan ve KarasiÜlkeleri'nden geçerek geliyordu. Bütün bu yolların Boğazlar Bölgesi'ne girmesi ve burada toplanmasiyle, Bursa ne kadar yakından ilgili ise, bu bölgenin hakikî merkezini teşkil eden İstanbul da o kadar ilgilidir. 2 Nitekim bu yollar, Osmanlı Beğliği'nin, büyük bir devlet hâline gelmesi için, ilk iktisadî ve askerî imkânları te'min ettiği gibi, Türkler'in Boğazlar'a yaklaşmalarında ve Bizans topraklarını ele geçirmelerinde de başlıca görevleri üzerlerine çekmişlerdir. Yol şebekesinin bu durumu ile te'min ettiği imkânların, diğer sebeplerle birlikte, Anadolu halkı nazarında Osmanlı Beğliği'ne, Anadolu Beğlikleri arasında mühim bir mevki sağladığı açık bir gerçektir. .

Diğer taraftan, Osmanlı Beğliği'nin teşekkülü sıralarında Anadolu'da iktisadî bir buhran mevcuttu. Bu da, Maramara Bölgesi'nde doğmakta olan yeni bir İ k t i s a d î Ünite'nin, Osmanlı H âk i m i y e t i altında güvenle gelişmesi, Anadolu'daki iktisadî buhranın sarstığı muhtelif zümrelere mensup pek çok insanın buralara göçetmesine sebep oldu3. Göçmenlerin büyük bir
kısmı, küçük bir ücret mukaabili orduya yazıldı.4


Muhtelif istikametlerden gelen yolların kavşak noktalarında bulunan Bizans şehirleri Türkler'e geçtikçe, bu şehirlerde hâsıl olan boşluklar göçmenler tarafından dolduruluyordu. Bu durum, zamanla diğer Türk Beğlikleri'nin kadrolarını boşalttığı gibi, içtimaî yapılarını da karıştırdı. Neticede, bunların kendiliklerinden denecek bir şekilde sönmelerine sebeb oldu. Marmara Bölgesi İktisadî Ünitesi'ne bağlı Anadolu şehirleri, Türk istilâsından önce, mubadelede bulundukları sahalarda, Türk idaresi altında yeniden işbirliği imkânlarına kavuşacağı için, Türkler'e kötü gözle bakmıyorlardı. Osmanlılar hıristiyanlardan, feodal beğler (Tekfûrlar)'in aldıklarından daha az vergi alıyor; dolayısiyle, halk da mukavemetten vazgeçiyordu5.

Bundan başka, Osmanlı Ordusu'nun ihtiyâçları da günden güne arttığından, satınalma gücü yükseliyor, reayanın mahsûlü devamlı olarak kıymetleniyordu. Balkanlar'ın ıssız kalmış bölgelerine yerleştirilen göçmenler, Rumeli halkının iktisadî hayatını takviye etmekteydi6. Yıldırım Bayezid Devri'nde, Osmanlı Ülkeleri'nin istihsâl kapasitesi, Osmanlı Devleti'nin, Venedik ve Ceneviz ile olan siyâsî münâsebetlerine de tesir edecek kadar, önem kazanmış bulunuyordu 7.

Buna karşılık, Osmanlılar'ın Boğazlar Bölgesi'nde ilk rastladıkları Bizans İmparatorluğu ise, Anadolu ve Rumeli'de kaybettikleri şehir ve  ve kasabalarla bir çok ticâret ve san'at merkezlerinden mahrum kalmış; hattâ,geçinmesi için lüzumlu hububatı, dışardan getirmeye, bütçesini yalnız İ s t a n b u l gümrük gelirleriyle düzenlemeye ve kuvvetlerini buna göre ayarlamaya mecbur olmuştu. Hâlbuki, gümrükler yabancı devletlere tanınan haklar yüzünden, pek az bir gelir te'min edebiliyordu8. Diğer taraftan, O s m a n l ı - T ü r k l e r i de vergi ve asker almak suretiyle, bu imparatorluğun mâliyesini dâima zayıf bulundurmağa çalışıyorlardı 9.

Bu coğrafî ve iktisadî âmiller, O s m a n l ı Beğliği'nin, diğer beğliklerden daha çok asker olmasını ve asker olarak kalmasını gerektirdiğinden, beğliğin geniş askerî kadrolara sahip olması tabi'î idi. Bu kadrolar ilk önceleri,Anadolu'nun işsiz kalmış ve buraya göç etmiş, muhtelif zümrelerine mensup iş arayan insanlariyle doldurulurdu.Yeni ele geçirilen topraklardan büyük bir kısmı, "G â z î, A l p ve A l p - E r e n " unvanları ile isimlendirilen atlı ve yaya askerlere dağıtıldı. Bu erler arasında, diğer ülkelerden ve A n a d o l u ' d a n gelmiş " Garipler=Garip-Yiğidler " de mevcuttu 10.

Yukarda işaret edilen yollar, diğer beğliklerle olan bağları ve bu göçleri, başka bölgelere giden yollardan daha kolay te'min etmekteydi. Genel olarak,O s m a n l ı Beğliği ile B i z a n s İ m p a r a t o r l u ğ u arasında cereyan eden savaşlara dinî bir mâhiyet atfolunduğundan, bu zahirî görünüş arakasında şahsî menfaatleri gizlemek kolay oluyordu. Bu sebeble, hakikî mücâhitler arasına, büyük bir kısmı maişetlerini sağlamak için, gaza ve cihât propagandası yapan dervişler
de katılıyorlardı 11.

Netice itibariyle, bütün bu imkânlar, Orhan Bey'in bir orduya sahip olmasını mümkün kılmıştır. 12.

Bu yüzden, Boğazlar istikametinde gelişen Osmanlı-Türk ilerilemelerinin,esâs itibariyle, islâmın hıristiyan üzerine yaptığı bir cihâd neticesi değil,daha ziyâde, başta iktisadî sebepler neticesi vukubulduğu anlaşılmaktadır. Dolayısiylebu hususla ilgili olarak, P. Wittek tarafından ileri sürülen "Gâzî toplul u k l a r ı n ı n başlıca âmil olduğu tezinin de gerçekle alâkası, diğer âmillerden fazla değildir. F. Köprülü, bunun bahis konusu değer âmillere üstün gelemiyeceğine ayrıca işaret etmiştir 13.

Bununla beraber yaptığımız incelemeler, ilk Osmanlı beyleri zamanında Bizans'la yapılan savaşların, Anadolu halkı ve hattâ diğer islâm-ülkelerinde hıristiyanlara karşı açılan dinî savaşlar olarak telâkki edildiğini göstermiştir. Nitekim Karaman-Oğlu Ali Bey, Rumeli'ye ayak basan Orhan Bey'e, hıristiyanlarla savaşması için, seçme bir birlik göndermiş, amcasını da gazaya
göndermek arzusunda olduğunu bildirmişti 14.

Ancak, P Wittek'in gördüğü kaynaklar dikkatle incelenecek olursa, devrin telâkkilerine göre, bu kaynakların "Ordunun moral eğitimi" ile ilgili oldukları görülür 15.

Osmanlı-Türkleri, Marmara Bölgesi'nin 16 güney-doğusuna yerleşirken, Bizans İmparatorluğu'nun Akritas (Uc Bölgesi) teşkilâtı da kaldırılmış bulunuyordu. İznik İmparatorluğu devrinde kendilerine toprak verilen, vazife ve vergilerden muaf tutulan hudut kolonileri, yalnız memleketi düşman istilâsına karşı korumakla mükellefti. Fakat V I I I . Michael Palaeologos, Akritas'ların bütün haklarını ellerinden aldı. Bu hareket, imparatorluğun müdâfaa sorumluluğunu üzerine almış olan bu teşkilâta en büyük darbeyi teşkil etti.

Bu hudut kolonileri, maddî refahlarını müdâfaa mecburiyetinde bulundukları devirlerde, dolayısiyle imparatorluğu da büyük bir gayretle müdâfaa etmiş oluyorlardı. Karara karşı baş-kaldıran koloniler te'dip edildiler. Bu şekilde hareket ise, onları büsbütün zayıflattı. Bunun üzerine devlet, hudutların müdâfaasını da doğrudan doğruya kendi üzerine aldı.

İmparatorun bu siyâsî hatâsı yüzünden hudut bölgeleri halkı, disiplinden mahrum, kendilerini korumaktan âciz fakir çiftçiler durumuna düştüler. Hâl böyle iken, ağır vergiler vermek mecburiyetinde de kaldılar17. Şüphesiz, XIII. Yüzyıl sonlarında vukubulan bu hâdise, Bizans hudut bölgelerinin merkeze bağlılıklarının ve müdâfaa gayretlerinin zayıflamasına sebeb oldu. Bu da, kaleler dışında kalan yerlerin istilâsını kolaylaştırdı 18. Aynı hâl Doğu-Trakya'da da Türk istilâsı için, müsait bir zemin yarattı19.

Bir taraftan hudut bölgelerinin bu askerî durumu, diğer taraftan su taşmaları, salgın hastalıklar ve depremler de, T ü r k l e r ' i Boğazlar'a yaklaştırmakta idi 20.


Gözden geçirdiğimiz bu âmillerden sonra, konumuzu ilgilendirdiği nisbette, siyâsî âmilleri de hatırlatmak fayda sağlayacaktır. Filhakika, yüzyıla yakın bir zaman devam eden bu devre zarfında, Bizans İmparatorluğu'ndan başka 21,Anadolu Beğlikleri ile Venedik ve Ceneviz Cumhuriyetleri'nin, Balkan Yarımadası'ndaki devletlerin, Osmanlı Devleti'nin gelişmesi karşısında aldıkları siyâsî durumlarının, bu mesele ile büyük ilgisi bulunduğu
şüphesizdir.

Osmanlı-Türkleri, kendi iç oluşları ve Bizans İmparatorluğu ile meşgul bulundukları sıralarda, Anadolu Beğlikleri tarafından fazla rahatsız edilmemişlerdir. Önce Osman Bey'in, Paflagonya Beği Umur Bey'e tâbi olduğu anlaşılıyor. Onun ölümünden itibaren, memleketin Candar-Oğulları
Beyliği'ne ilhakına kadar geçen zamanda Osman Bey kısmen serbest hareket etmiştir. Candar Oğulları, bir taraftan Karadeniz sahil şehirlerini istilâ ve muhtemel deniz taarruzlarına karşı tedbir alırken, diğer taraftan da Orta-Anadolu Moğol Valileri ve bilhassa Ertena-Oğulları'na ve hudut bir komşularına mukabele etmiye uğraşırken, bir hıristiyan devletle savaşmakta olan bu küçük Beğlik hakkında fenalık düşünemezdi. Ancak, iş işten geçtikten sonra, iki taraf arasında rekabet ve çarpışmalar başlamıştır.

Germiyân-Oğulları da, Saruhan ve Aydın gibi, komutanlarının kurdukları beğlikler kuvvetlendikten sonra, bir kara devleti hâline gelmişti. Bu beğlik Karahisar ile İnanç-Oğulları'na tabî memleketleri ilhakı müteakip Hamid-Oğulları'na, husûsiyle Karaman-Oğulları'na karşı savunma tedbirleri almak zorunda kaldı. Bu sebeble Osmanlılar aleyhinde teşebbüslerine
tesadüf etmiyoruz.

Karasi, Saruhan, Aydın ve Menteşe Beğlikleri ise, daha ziyâde ilk yıllarda, taarruz istikametleri, ne birbirleri ve ne de Osmanlılar'ın taarruz istikametleri ile kesişmiyordu.

Osmanlı Beğliği ile beraber, bu beş memleketin takip ettikleri gayeler de birbirinin aynı idi. Karaman-Oğlu Ali Bey'e gelince, o da, Orhan'ın son yıllarına kadar Osmanlılar'ı hareketlerinde nisbeten serbest bırakmıştı22. Buna makabil, Bizanslılar'la savaşan Osmanlılar'ın ilk zamanlarda Anadolu Beğlikleri ile çarpışması ve fetihlerde bulunması imkânsızdı. Böyle bir savaşın, bilhassa manevî sebebler dolayısiyle neticesiz kalması ihtimâli kuvvetliydi. Zirâ,Osmanlı Devleti, diğer beğlikler gibi,islâmdı ve islâm beğliklerinden birine açılacak savaş diğer beglikleri de Osmanlı-Türkler i aleyhine çevirebilirdi. Buna karşılık, batıda ve kuzeyde Bizans İ m p a r a t o r l u ğ u topraklarına doğru yapılacak bir harekât, Anadolu'nun bütün müslüman halkı tarafından hiç olmazsa desteklenebilirdi. Nitekim, Osmanlı-Bizans savaşları daha ilk andan itibaren, aynı zamanda bir din savaşı telâkki edildi. Bununla beraber, O r h a n Bey,bir fırsattan istifâde ederek Karasi,topraklarında büyük bir kısmını ilhak etmekten çekinmemiştir. S. Murad ise, sıhriyet yoluyla kısmen Germiyân M e m l e k e t l e r i ' n i ve para karşılığında Hamid-Eli'nin bir kısmını Osmanlı Ülkeleri'ne eklemeyi bilmiştir. Memlûkler'in, hızla gelişen Osmanlı Devleti'ne iyi gözle bakmadıkları, fakat, hudut komşuları olmadıklarından, onlara bir şey yapamadıkları ve hudut bir komşuları olan Anadolu Beğlikleri'ni Osmanlılar aleyhine tahrik ettikleri bilinmektedir 23.

Osmanlı-Türkleri'nin Boğazlar'a yaklaşma hareketleri karşısında, Boğazlar Bölgesi'nin iktisadî ve askerî durumu ile yakından alâkadar olan Venedik ve Ceneviz Cumhuriyetleri de Anadolu Beğlikleri'nin gösterdikleri kayıtsızlığı göstermekle, Osman ve Orhan Beyler'in, geriden emin bir hâlde hedeflerine hızla yürümelerini sağladı. Bu iki denizci devlet ve kolonileri,bir taraftan birbirleriyle rekabet ve hattâ, umumiyetle savaş hâlinde bulunmalarından,bir taraftan da Bizans İ m p a r a t o r l u ğ u ile uğraşmalarından,başlarını kaldırıp, Boğazlar'a doğru yayılan yeni bir siyâsî varlığın gelişmesi ile, lüzumlu olduğu şekilde meşgul olamadılar. Kendi iktisadî ve ticarî menfaat larından başka bir şey düşünemez hâle gekmiş olan bu şehirler 24, Boğazlar'a sokulan büyük Türk Tehlikesi'ni geri atmayı düşünmediler ve dolayısiyle de,İstanbul'un Fethi'ne kadar, zuhur eden bir çok fırsatları kaçırmış oldular.İmparator VIII. Michael, bu İ t a l y a n devletler arasındaki rekabeti körüklemek suretiyle, imparatorluğun hayat sahalarında yerleşmelerine imkân vermiyerek, bunların muhtemel müşterek baskınından korunmak gayesini takip ediyordu. Onun bu siyâsetini, kendisinden sonra gelenler de tatbik ettiler. Venedik ile Ceneviz müttefikleriyle beraber, Boğazlar Bölgesi'nde Karadeniz hâkimiyeti, Boğazlar'ın serbestiyeti ve Bozcaada meseleleri yüzünden, birbirleriyle bir çok defalar çarpıştılar. Bu çarpışmaların en önemlisi 1350_ 1355 savaşıdır. Bu savaşa Orhan Bey de karışmış veya karıştırılmıştır. Osmanlı Beğliği esasen, 1345 de Bizans meselelerine resmen müdâhale hakkını te'min etmiş bulunduğundan, bu iki denizci devletin, hiç olmazsa bu durumu göz önünde tutarak, aralarındaki rekabete bir son vermeleri icâp ederdi. Buna rağmen, her iki Site birbirleriyle uğraşmakta devam ettiler. Osman Bey'in serbest harekete geçişinden 1350 ye kadar devam eden yarım asır zarfında karşılıklı olarak, yekdiğeri için ne düşünmüş ve ne yapmışlarsa, bu tarihten sonra da öyle hareket etmişlerdir.

1352-1354 yılları arasında, Osman-Oğlu'nun aştığı "Tepe Noktası"nı gördükleri hâlde, menfaatlarını birleştirmek yolunda bir harekette bulunamadılar.Netice Orhan Bey'in zaferini gördü ve Türkler Rumeli'ye yerleşmek amaciyle girdiler.

Bu iki cumhuriyet, Türk Gücü'nün 1394 de en yüce seviyesine eriştiğini ve bu sebeble Boğazlar ve diğer Osmanlı Ülkeleri ile temasta bulunan yerlerde, menfaatlarının tehlikeye düştüğünü görmelerine rağmen, ortaya bir Kıbrıs Meselesi çıkmasını önliyemediler. Bu yüzden aradaki düşmanlık yeniden başladı. Hattâ, 1392-1402 deki büyük Haçlı Savaşı'nın en hareketli geçen yılında (1396) dahi bu düşmanlık devam etmiştir 25.

Türkler Boğazlar'ı ele geçirirlerken, Venedik-Ceneviz rekabetinden ne kadar faydalanmışlar ise, Rumeli'de tutunarak bu bölgeye batıdan da sokulmak hususunda, Balkanlar'daki devletlerin siyâsî durumlarından da o nisbette istifâde etmişlerdir.

Filhakika Orhan Bey Rumeli'de kendi hesabına kaleler zaptettiği ve bu cihetten de Karadeniz Boğazı'na yaklaşmağa çalıştığı sıralarda, Balkan Devletleri arasında ciddî bir birlik mevcut değildi. Bulgarlar. Bizans İmpa r a t o r l u ğ u ile, Sırplar da Bulgarlar'la uğraşıyorlardı.1349 da Bulgaristan, Stefan Duşan'ın himâyesindeydi. İ s t a n b u l ' a girmek ve imparator olmak isteyen Sırp Kıralı, 1355 e kadar,Bizans arazisinden başka, hemen hemen bütün Balkanlar'ı istilâ etmişti 26. Onun imparator olması Osmanlılar'ın Balkan fetihleri için ciddî bir tehlike teşkil edebilirdi. Duşan'ın aynı tarihte vuku bulan ölümü, Balkan Yarımadası'nın kaderini değiştirdi. Çünki, Duşan Türk İ s t i l â s ı ' n ın geleceğini görüyordu. Hattâ, Papa tarafından, Osmanlı-Türkleri ile Batı-Anadolu Türkleri'ne karşı yapılacak mücâdelenin başı olarak ilân olunmuştu 27. Bu yüzden Kantakuzenos'un, Orhan Bey'in kuvvetlerini Rumeli tarafında bulundurmak lüzumunu hissettiğini söyliyebiliriz.Bu sebeble, Balkan fütuhatını oldukça kolay vukubulmuş ve büyük zayiat verilmeden 28 neticelendirilmiş bir istilâ hareketi olarak kabul edebiliriz. Edirne ve Filibe şehirlerini geri almak amaciyle harekete geçen Macar, Sırp, Bulgar,
ve Bosnalılar'a Romen kuvvetlerinden meydana getirilmiş bulunan Güney-Doğu Avrupa Haçlı Ordusu'nun, 1363 de Sırp-Sındığı Muhârebesi'nde yanilmiş olması, Osmanlı-Türkleri'nin Karadeniz Boğazı batı sahillerinden Meriç Nehri'ne kadar uzanan Doğu—Trakya Bölgesi hâkimiyetini takviye etti. Bu suretle her iki Boğaz'ın batı kıyıları ile Hıristiyan Dünyası arasında, Boğazlar'ın müdâfaa edilebilmesi için, lüzumlu genişlikte bir müdâfaa sahası elde edilmiş oluyordu.

Osmanlı-Türkleri'nin Boğazlar Bölgesi'ni ele geçirmesi ile neticelenen ileri hareketleri üzerinde müessir olduğunu gördüğümüz bu sebeblerden başka,Rumeli'de genişlemelerini sağlayan ve dolayısiyle, Boğazlar Bölgesi hâkimiyetinin emniyet altına alınabilmesi ile ilgili daha bir çok sebebler gösterilebilir. Netice itibariyle denebilir ki, Boğazlar Bölgesi'nin elde edilmesi ve bunun sonucu olarak, Anadolu-Hisarı'nın yaptırılması için yüz yıl kadar bir zamanın geçmesi lâzım gelmiştir. Ancak, bu kadar bir zamanı dolduran  sayısız olaylar ve bunlara karşı alınan tedbirler sonunda Boğazlar Bölgesi hâkimiyeti kısmen sağlanabilmiştir. Osman Bey'den başlayarak, Boğazlar Bölgesi'nin iktisadî, coğrafî, siyâsî ehemmiyetini takdir etmiş olan Osmanlı hükümdarları bu bölgeye sistemli bir şekilde sokulmuşlar ve kuvvetlerinin kâfi geldiğini gördükleri zaman, buradaki bütün yabancı unsurları atmaya çalışmışlardır. Bu hareketleri önleyici tedbirler almak için, bir asırlık bir zaman az sayılamıyacağı hâlde, Batı Dünyası'nın, vaktinde bu işe el koyamaması, bölgenin Türkler'in eline geçmesine ve hattâ burada dahi onlara karşı taarruza geçmesine imkân sağladığını kaydetmek yerinde olur.

İşte bu sebeble Hisar, Türkler'in yüz yıllık bir zamanda harcanan çeşitli gayretleri sonunda kurulmuş olan Boğazlar Hâkimiyeti'nin ilk müstahkem sembolünü teşkil eder.

1 — Filhakika Anadolu ve bilhassa Rumeli'de başlayan genişleme hareketleri, ilk olarak, Ohan Bey Zamanı'nda büyük ölçüde dikkati çekecek bir mâhiyet iktisap etmiştir. Bu hususta ayrıca, H a y r u l l a h , Tarih-i Devlet-i Aliyye-i Osmaniye (İst. 1271-1292), cz. 3, s.85 vd. ile M. Fuad Köprülü, Osmanlı Devleti'nin Doğması ve Büyümesi (Ülkü) Mc, c. VII./42 (Ankara 1936), s.406 vd.; P. Wittek, Ankara Bozgunundan İstanbul'un Zaptına (1402-1455). Tür. Trc. H. İ n a l c ı k (TTK.), Bl. e. VII./27 (Ankara 1943), s. 558-60a bknz.
2 — F. Taeschner, Muhtelif Devirlerde Anadolu'nun yolları ve Cihan münakalâtına nazaran vaziyeti. Tür. Trc. Hâmid S. Selen (Ed. Fak.) Mc.c.V. (İst.1927), s.100 vd. - P.Wittek, Ankara Bozgunundan. s.560. — H. İ n a l c ı k , Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş ve inkişafı devrinde Türkiye'nin iktisâdi vaziyeti üzerinde bir tetkik münâsebetiyle (TTK.), Bl.c.XV./ 60 (Ankara 1951,) s.639.—F.Dirimtekin, İstanbul'un muhasara ve zaptı (Res.T.) Mc.c.IV./41 (İst.1953), s.2224.
3 - Âşık Paşa - Zade, Tarih. Nşr. Âli Bey (İst. 1332), s.17. - İdrîs-i B i t l i s i , Heşt Behişt. Tür.Trc. nus. Abdü'l-Bâki Sa'di, Dibâce-i Tercüme-i Heşt Behişt (İst. Hamidiye "Mura d Molla" ktp. Yz.nr. 928), 44B, 54A. Osman'ın Koyun-Hisar taraflarında, Bursa, Atranos, Kete ve Kestel Tekfirleri ile yaptığı.söylenilen bir muharebe için, Anadolu Beyleri'nden yardımcı kuvvetler istediği de ayrıca kaydedilmiştir (vrk 72B). Varak nr. ları tarafımızdan konulmuştur.- Lûtfi Paşa, Tevârih-i âl-i Osman. Nşr. Âli Bey (İst. 1341), s. 22 de, her taraftan bilgin ve olgun kimselerin Osman Gâzî iline geldikleri işaret edilmiştir. — H a y r u l l a h , ayn. esr. cz.l., s.106 vd. - M. F. Köprülü, Os. Dv. Doğm. s.406. - P. Wittek, Menteşe Beyliği.Tür. Trc. O r h a n Ş. Gökyay (Ankara 1944), s. 16 vd. ile Ankara Bozgunundan. s.560. - Mustafa Akdağ, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş ve inkişafî devrinde Türkiye'nin iktisâdi vaziyeti (TTK.) Bl.c.XIII. (1949), s. 497, 503 vd. ile ayn.mkl.Bl.c.XIV. (1950), s.326.
4. - Mehmed Neşrî, Cihan-nümâ, die altosmanische Chronik des Mevlâna Mehemmed Neschri. Faksimile nşr. F. Taeşchner, s.45
5. - Âşık Paşa-Zâde (Âli), s 43. - îdrîs-i B i t l î s î , ayn nus. vrk. 121A. - Tevârih-i âl-i Osman, die altosmanischen Anonymen Croniken. İn Text und Übersetzung Heraus gegeben von Dr. F. Giese I. Text und Variantenverzeichnis (Breslau 1922), s. 15. - Neşrî (F. T a e s c h n e r ) , s. 31. - Kara-Çelebi-Zâde, Ravzatü'l-ebrâr (Kahire 1248), s.342. - Gibbons, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşu. Tür. Trc. R. Hulusi [Özden] (İst. 1928), s.113. - P. Wittek, Ankara Bozgunundan. S. 559 vd., 563. - î. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c.I. (Ankara 1947), s.41,74 ile Murad I, İA.c. VIII. (İst. 1960), s. 588, 598. - H. İnalcık, Os. İmp. Kuruluş devri. ayn.yer. s.633. - M.M. Aktepe, XIV ve XV. Asırlarda Rumeli'nin Türkler tarafından iskânına dâir,Türkiyat Mc.c.X. (İst. 1953), s. 299 vd.
6. - Âşık Paşa-Zâde (Âli)' s 49. - Lûtfi Paşa (Âli), s.41- - İbn-i Kemâl, Âl-i OsmanTarih...i (Nûruosmaniye... ktp. Yz.nr. 3078), c.III., vrk.l2B .- Tevârih-i âl-i Osman (F. Giese),s. 26. - Zinkeisen, Geschichte des osmanischen Reiches in Europa, c.I. (Hamburg-Gotha 1840), s.211. -I orga, Geschichte des osmanischen Reiches nach den Quellen dargestellt,c.l. (Gotha 1908), s.212. - Gibbons,adı geç. esr, s. 113. - F. Köprülü, Les Origines se I'Empire Ottoman (Paris. 1935)' s 126 ile Os. Dv. Doğm. s.405,407 vd. - M. Halil Yınanç, Bayezid I., İA.c.II. (1943), s.370 A. da, I. Bayezid'in Üsküp şehrine T ü r k l e r ' i yerleştirdiğine işaret etmiştir. - Uzunçarşılı, OT., c.I.,s. 60 vd., 66, 70,76,140 ile Murad I., ÎA.c. VIII., s.588,590. - M. Akdağ, Os. İmp. Kuruluş ve inkişafı.s.499 vd.' 504,506 vd. - M. Aktepe, ayn. mkl. s. 300 vd. - H. İnalcık, Os. İmp. Kuruluş devri. ayn. yer, s.635'642.
7. - Silberschmidt, Venedik menbalarına nazaran Türk İmparatorluğu'nun zuhuru zamanında Şark Meselesi. Tür. Trc. A. Cemâl K ö p r ü l ü (1st. 1930), s. 58-60. - P. Wittek, Menteşe Beyliği,s. 82. - M. Akdağ, adı geç. mkl. ks. I., s.511; ks. II., s.390 vd.
8. — Diplomatarium Veneto—Levantinum sive Acta et Diplomata. Res Venetas Graecas atque Levantis,illustrantia. 2 kısım. Yunancadan Trc. R i c h a r t T. Predelli, Venetüs 1880-1889, ks. I.vsk. LXXIII.de, Venedik Duc'ünün, Bizans İ m p a r a t o r l u ğ u ' n u n gümrük durumuna âit tutumu, çok açık bir şekilde ifâde edilmiştir. Ayrıca ayn. esr. vsk. LXXXIV. e de bknz.-Belgrano, Dokumenti riguardanti la colonia Genovese di Pera. Genova 1888. Frans. Trc. Camille Bergeut ve ondan Tur. Trc. Behçet Gücer (TTK. ktp. daktilo yz.), vsk. X, 7.-Hayrullah, ayn.. esr. cz. 3. s.47. - Manfroni, Le Relazioni fra Genova, I'lmpero Bizantino e i Turchi. Genova 1898, s. 711 vd. - Vasiliev, Histoire de I' Empire Byzantin. Frans. Trc. P. B r o d i n-A. B o u r ğ u i n a, c. II (Paris 1932), s. 297.- Uzunçarşılı, OT., c.I., s. 34,66,121.- F. Dirimtekin, İstanbul'un muhasara ve zaptı (Res T.)Mc. c.IV
41 (İst. 1953), s. 2224. - H. İ n a l c ı k , Os. İmp. Kuruluş devri. ayn., yer. s. 645. - M. Aktepe, ayn. mkl., s 299.
9. - Osmanlı Hükümdarları, bilhassa I. Murad'dan itibaren, her fırsattan ve her olaydan faydalanarak, hızlanan bir tempo ile yardımcı asker ve vergi isteklerini attırmak suretiyle, bu yöne verdikleri önemi göstermişlerdir.
10 - Ebu'1-Hayr-i Rûmî, Saltuk-nâme [XV. asır.]. Tanıtan: F. Köprülü, Anadolu Selçukluları Tarihi'nin Yerli kaynakları, (TTK.) Bl.c. III./27 (1943), s. 435 vd, 437-438.- Ahmedî, İskender-nâme. Nşr. N. Âsım, Osmanlı Tarih-nüvisleri ve müverrihleri, (TOEM.)c.I./l (İst 1326),s.46-49. - Âşık Paşa-Zâde (Âli), s, 13 vd. - İdrîs-i B i t l î s î , ayn. nus. vrk. 13B, 36A, 44-45A,243B. — îbn—i Kemâl, ayn. nus.c.II., vrk. 33A. — Oruç Beğ, Tevârih—i âl-i Osman. Die frühosmanischen Jahrbücher der Urudsch. Oxford ve Cambridge elyazmalarını ilk olarak tanzim eden ve nşr. F. Babinger. Hannover 1925, s. 12-14. - Lûtfi Paşa (Âli), s. 21 vd. - Neşrî (F. Taeschner),- s.35. - H a y r u l l a h ; ayn. esr. cz. 1, s. 112 vd. - Köprülü, Les Origines. s.s. 93 vd., 101, 106 ile Os. Dv. Doğm. s. 408. - P.Wittek, Menteşe Beyliği, s.14 vd. - M. Akdağ,adı geç. esr. ks. II. s.326 vd. - M. Aktepe, ayn. mkl. s. 300.
11. — Ebu'l—hayr—i Rûmî, adı geç. esr. s. 434. — İ d r î s - i Bitlisi, ayn. nus. vrk. 36A. Müellifin burada, devletin kuruluşu sırasında başlıca dayanak noktası olarak, Ahîlik müessesesinin,eğitim ve inancının görülmesinin gerekli bulunduğu hissini verecek derecede, dervişlik üzerinde durduğunu tesbit edebiliyoruz. — Köprülü, Osmanlı İmparotorluğu'nun kuruluşu meselesi, Hayat Mc. sy.12 (1927), s.2 ile Les Origines. s. 94 ve Or Dv. Doğm s 408. - Cihât için ayrıca bk. H. S.Şibay, Cihât, İA. c. III. (1944), s 164-171. - M. Akdağ, adı geç. esr. ks. II. s. 327, 348. -
H. İnalcık, Os. İmp. Kuruluş devri. ayn. yer, s. 639.
12. - Köprülü, Os. Dv. Doğm. s. 405 de, İbn B a t t u t a ile Ömerî'nin, O r h a n Bey'in kuvvetli bir orduya sahip bulunduğundan bahsettiklerini işaret etmektedir. Ayrıca bk. M.Akdağ,adı geç. mkl. ks. II., s. 327.
13. — Köprülü, Osmanlı İmparotorluğu'nun Etnik Menşei Meseleleri (TTK.) Bl.c. VII. (1943),s. 285 vd. - P. Wittek, Ankara Bozgunundan. s. 560. - Ayrıca bk. H. İnalcık, Os. İmp. Kuruluş devri. ayn. yer, s.639.
14. - Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, Ankara 1937,s.5 de, Alâeddin Ali Bey'in Karaman-oğulları Beyliği hükümdarlığı zamanı, 1356-1396 ve OT., c. I., s. 11 de, 1381-1398 yılları arası olarak gösteriliyor. - B. bk. Yınanç, Bayezid I.,İA., c. I I . (1943), s. 377B. - Ş. Tekindağ, Karamanlılar, İA. c. VI. (1953), s. 321 B. de, bu konuyu doktora tezinde işlemiş bulunan müellif, en doğrusu olmak üzere, Ali Bey'in K a r a m a n Beyliği'nin başına 1354 tarihinde geçmiş olduğunu, 1397 de de, I. B e y a z i t tarafından öldürüldüğünü kaydetmektedir. Ayrıca, ayn. mkl. ayn. yer s,323 B ye de bknz.
15. — Ebu'1-Hayr. s. 441. — Ahmed î, İskender-nme, ayn. yer, s.46-51. — Enverî, Düstûr- nâme. Nşr. M. Halil [Yınanç] (İstanbul 1928). - O r u ç , Tevârih-i âl-i Osman (F. Ba b i n g e r ) . Tevârih-i âl-i Osman (F. Giese). - Âşıç Paşa-Zâde (Ali). — İdr îs-i B i t l î s î ve L û t f i P a ş a(Âli). Bu kaynakların P. Wittek tarafından görülmüş olmasına muhakkak nazarıyla bakmaktayız(müellif).
16. — Bu hususta geniş bilgi, Birinci Coğrafya Kongresi (zabıtları), İst. 1941. " I . Türkiye Coğrafya Komisyonu Raporu, s. 76-85 ve T ü r k i y e ' n i n Coğrafî Bölgeleri H a r i t a s ı ' ' n d a mevcuttur. Raporda, Türkiye yedi mıntakaya, her mıntaka bölgelere ve bölgeler de yörelere ayrılmıştır. İkinci mıntakayı teşkil eden M a r m a r a Mıntakası ise, İstranca, Ergene, Çatalca, K o c a e l i ve C e n u p M a r m a r a B ö l g e l e r i'ne ayrılmıştır.
17. — Gibbon, The History of the declin and fall of the Roman Empire, c. VII. (London 1855),s.138. — Vasiliev, c. II., s.282. — Mırmıroğlu, Osmanlı ve Bizans Tarihinde Uç Beyleri (Tanin gzt. 20.X.1943). - Ayrıca P. Wittek, Menteşe Beyliği, s.4-13, 10 not nr. 26, 15 - Uzunçarşılı, OT., c.I., s. 25. - B . bşk. Hammer (Atâ), Dv. Os. T, c. I., s. 113 e de bakınız.
18. - Vasiliev, c. II., s.282. - P. Wittek, Menteşe Beyiliği, s.6,8 vd., 15 vd. - Uzunçarşılı,OT., c. I., s. 74. — Mırmıroğlu, adı geç. mkl. — H. İnalcık, Os. İmp. Kuruluş devri. ayn. yer, s.633.
19.. - Müneccim-Başı, Sahâ'ifü'l-ahbâr, c. III., Tür. Trc. N e d im (İst. 1285), s. 297 de,Lala Şahin Paşa'nın kemâl-i adlile hareket etmesinin, Serez çevresinin barış yoluyla ilhakını sağladığını kaydetmektedir. - Ayrıca bk. Uzunçarşılı, OT., c.I., s. 63, 74-77.
20. - Jirecek, Geschichte der Bulgaren, Prag 1876. Tur. Trc. Fazıl Işıközü (TTK. nda daktilo yz.), s. 44. - Iorga, Gesch. Os. Reiches., c . I , S. 196. - M. Aktepe, adı geç. mkl., s.299 vd.
21. — O r h a n Bey'in ölümü tarihine kadar süren bu zaman içindeki Osmanlı-Bizans münâsebetleri ayrıca ele alınmıştır.
22. - İbn-i Kemâl, ayn. nus. c. II., vrk. 11B. - M. Âli, Künhü'lahbâr, c.V. (İst. 1277),s. 66 vd. - Müneccim-Başı, ayn. esr. c. III., s.292. - Paflagonya Emîri Umur Bey ve oğulları hakkında, P. Wittek'in Menteşe Beyliği (s. 20-22) ile Uzunçarşılı'nın Os. Tarihi (I.25) nde,Hammer,de (Dv. Os. T.I. 85 ve 88) ve Mordtmann'ın, Îsfendiyâr-Oğulları isimli mkl. nde. (İA.V./2,1072 B) bilgi verilmiştir. Ancak verilen bütün bu malûmata rağmen, bu hususta mevcut şüphelerin giderilmesi de mümkün olamamıştır.
23. - Oruç (F. Babinger), s.16. - İdrîs-i Bitlisî, ayn. nus., vrk. 173A, 177B. - Hayrullah,ayn. esr. cz. 4, s.67,74. — Zinkeisen, G. Os. Reiches. c. I., s. 254. - Vasiliev, ayn. esr. c.II., s.290 vd. da, genel olarak, Anadolu Beğlikleri'nin, latin devletlere karşı olduğu kadar, Osmanlılar'ın kendilerine karşı da bir tehdit teşkil ettiklerini hissettikleri andan itibaren, gerek lâtin devletlere ve gerekse Bizans İ m p a r a t o r l u ğ u ' n a dostluk beslemeğe başladıklarını kaydetmektedir.- B. bşk. P. Wittek, Ankara Bozgunundan. s. 562, - Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri.s.5,10 vd., 16; OT.,I., s. 14 vd., 71, 133; Germiyân-Oğulları, ÎA., c. IV., S.768A. ve Hamid-Oğulları,1 A., c.V., s. 190 B ile Murad I., I A..c. VIII., s. 590 vd.
24 - M a n f r o n i , s. 691. -W i e l, The Navy of Venice (London 1910), s. 212 vd-S i l b e r s c h m i d t , adı geç. esr. s. 4 de, C e n e v i z ile V e n e d i k arasındaki rekabet ve mücâdelelerden birinin de, 1381 de sona erdiğini kaydettikten sonra, s. 11, 13, 33, 39 ve 120 de bu konu üzerinde çeşitli olaylara temas etmiştir. - Ayrıca bk. V a s i l i e v , c. 11., s. 297. - U z u n ç a r ş ı l ı, OT., c. 1., s. 119, 121, 123 v e . T u k i n , Osmanlı İmparatorluğu devrinde Boğazlar Meselesi (İst. 1947), s. 3.
25 — Diplomatarium Veneto - Levantinum. Ks. II., vsk. V., VIII., XIV. ve diğerleri. - W i e l, adı geç. esr., s. 212 vd. - S i l b e r s c h m i d t , ayn. esr., s. 4, 6 vd. K ı b r ı s M e s e l e s i yüzünden çıkan anlaşmazlık, C e n e v i z ile V e n e d i k şehir devletlerini, 1394 - 1397 yılları arasında da, birbirlerine karşı yeniden düşman durumuna sokmuştur. Bk. ayn. esr. s. 8 vd -I o r g a , GOR. c. I, s. 191. - V a s i l i e v , ad. geç. esr., c. II., s. 312 - 314. - U z u n ç a r ş ı l ı OT, c. I, s. 97, 121 - 123.
26. - Jirecek, ayn. esr., s.41. - Iorga, GOR., c.I., s. 181. - Uzunşarşılı, OT, c.I., s.44,63; Osmanlı-Türkleri'nin istilâları sırasında Bulgaristan'ın durumu için de, bk. s. 81, 83; Duşan hakkında s. 87-89 a bknz.
27. - Iorga, c.I., s.199-200. - Uzunçarşılı, OT, c.I., s. 63, 89.
28. - Balkanlar'daki Osmanlı fütuhatı, Türkler'in merhametli, mütevâzi, çalışkan, âdil ve mağlûplardan az vergi alan insanlar olması dolayısiyle, istilâya uğrayan Balkan halkının,genel olarak T ü r k l e r ' i iyi karşılamalarını sağladığından, nisbeten kolay olmuştur. (bk. Uzunçarşılı,OT., c.I., s.74-78).






Hiç yorum yok: