11 Ekim 2012 Perşembe

Dede, Sultan Vahdettin kaçtı mı? Hayır! Kaçması için sebep mi vardı?


Bu güne kadar dikkatlerden kaçan bir husus açıklanmaktadır. Osmanlı Saltanatı, TBMM tarafından, 1 Kasım 1922’de kaldırılmıştır. Sultan Vahdettin’in Ülkeden ayrılış tarihi ise 17 Kasım 1922’dir. Diğer ifadesiyle, (eski) Sultan’ın ayrılmadan önce ne bir hükümdarlık görevi vardır, ne de saltanatı. İşte sultan Vahdettin’in ülkeden ayrılışının öyküsü;
-“Kurtuluş Savaşı 9 Eylül 1922′de İzmir’in Kurtuluşu ve 13 Ekim 1922′de Mudanya Mütarekesi ile sona erer. Bu sırada İstanbul henüz İtilaf Devletlerinin askeri işgali altındadır.
-6 Ekim’de TBMM ordusunu temsilen Refet Paşa (Bele) komutasındaki bir askeri birlik İstanbul’a girer. Bu günlerde basın organları da, Vahideddin aleyhinde geniş çaplı ve kamuoyunda etki yapan yayınlarda bulunmakta, halk arasında bazı gruplar hakaret ve tehdit içeren gösteriler yapmaktadırlar. Bu olaylar Vahideddin’in korkuya kapılmasına sebep olur…
-1 Kasım 1922′de Türkiye Büyük Millet Meclisi, çıkardığı iki maddelik bir kanunla saltanatı lağveder (kaldırır) 4 Kasım’da son sadrazam Ahmed Tevfik Paşa istifa eder. 5 Kasım’da Refet Paşa, Babıali’deki bakanlıklara gönderdiği bir genelgeyle işlerine son verildiğini tebliğ edilir.
-17 Kasım sabahı Vahidettin, küçük oğlu Ertuğrul Efendi ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayından bir kayığa binerek Boğaziçi’nde demirlemiş olan İngiliz zırhlısı Malaya’ya iltica eder… İngilizler Vahidettin’in İngiltere’ye gelmesini kabul etmediği için devrik padişah bir süre Malta’da kalır…
- (Sultan Vahdettin) Bu dönemde başlangıç bölümünü kendi el yazısıyla yazdığı, kalan bölümlerini yakınlarına dikte ettirdiği anılarını kayda geçirmiş, ilginç bilgiler vermiştir… (anılarında) Kaçmadığını, hayatını emniyette görmediğinden vekili olduğu şanı yüce peygamberin yaptığını yaparak ” Hicret ” ettiğini belirtmiştir. Ve 16 Mayıs 1926′da San Remo’da 65 yaşında hayatını kaybeder.
-Alacaklıları olan yaşadığı semtin manavı ve kasabı cenazesine haciz koydurmuşlardır. Kızı Sabiha Sultan mücevherlerini satarak borçlarını öder ve cenazesi üzerindeki haciz kaldırılarak, damadı Ömer Faruk Efendi’nin nezaretinde Beyrut’a getirilir, oradan Şam’a nakledilir.
-Sultan Vahdettin hakkındaki bir diğer tartışmada şudur. Bazı tarihçi ve araştırmacılar Atatürk”ün Vahdettin için, “Namuslu adamdı, isteseydi giderken Topkapı Sarayı’nı götürürdü” diye bir açıklama yaptığını iddia etmektedirler. Karşıt görüşlüler buna karşı çıkmaktadırlar. (1)
* * *
-“Vahdettin kalsaydı Ankara’nın niyeti onu idam etmekti…”
-Tarihçi Yazar Mustafa Armağan, Vahdettin’in yurtdışına kaçmadığını, kaçırıldığını söyledi. “Çünkü tehditler, sarayın çevresinde tabanca atmalar vs. ile zaten İstanbul’da yaşaması imkânsız hale getirilmişti. Nitekim “HMS Malaya” savaş gemisiyle Malta’ya gittikten sonra Yıldız Sarayı’na giden Refet Paşa’nın, ağlamakta olan Vahdettin’in yaverlerinden Sadrazam Tevfik Paşa’nın oğlu Ali Nuri Bey’e,
-”Ağlama Ali Bey, gittiği iyi oldu, ya kalsa idi biz onu ne yapardık? Vahdettin kalsaydı, Ankara’nın niyeti onu idam etmekti…” dedi.
-Vahdettin’in kaçması için bir sebep yoktur…
-Vahdettin’in kaçması için bir sebep olmadığını, ancak kalmasının işleri zorlaştıracağını, ayak bağı olacağını, bu yüzden de gitmesi istendiğini, Padişah İstanbul’da tahtında oturuyorken Osmanlı’nın bedeni üzerinde gerçekleşecek “Lozan ameliyatının zira kolay olmayacağını belirtti… “ (2)
* * *
7 Mart 1924 Tarihi Akşam gazetesi
-”Dün, Meclis’teki en mühim hadise, Gazi Paşa’nın parti grubundaki teklifiydi. İsmet Paşa Osmanlı hanedanına mensup kadınların memleketten çıkarılmamasının Meclis ve Cumhuriyet için bir şefkat eseri olacağı hakkındaki onun bu teklifini bildirdi.
O anda odanın içinde kasırgalar koptu. Mebuslar masaların üzerine çıkarak:
- “Olamaz!” diye bağrışıyorlar, bu teklife isyan ediyorlardı. Mebuslara hakim olan psikoloji, merhamete ve şefkate yer bırakmıyordu. İtirazlar gittikçe yükseliyor:
- “Yalnız sağ olanları değil, ölenlerin kemiklerini bile memleketten atmalı!” sesleri duyuluyordu. Bu durum karşısında Gazi Paşa teklifini geri almıştır.” (3)
* * *
Diğer İmparatorluklar gibi Osmanlı İmparatorluğu da, sevabı ve günahları ile birlikte tarihteki yerini almıştır.
Günümüzde; “Keşke bir kral, padişah tarafından yönetilsek” diyenin çıkacağına pek ihtimal vermiyorum.
Gerçeğinde ülkemizde 1908 yılı itibariyle Osmanlı hükümdarlarının ne etkisi kalmıştır ne de yetkisi…
Peki, nedir bu görünüşteki ‘Osmanlı hayranlığı, özlemi’ diyenlere, özetle; her toplumda ‘geçmişe saygı’ veya ‘atalar övgüsü’ vardır. Bizdeki de o anlayıştır.
Bununla beraber; İsa’nın bir hakkı varsa İsa’ya, Musa’nın bir hakkı varsa Musa’ya verilmelidir.
Demokrasi ile desteklenen cumhuriyet yönetimi, bugün bilinenlerin arasında en iyi olanıdır.
Osmanlı; Padişah-ordu-ulema üçlüsüyle ülkeyi yönetmişti. Geldik cumhuriyete; sade vatandaş için bir şey değişmedi. Bu kez de; asker-üniversite-yargı yönetmeye devam etti…
Ne Osmanlı’nın yönetiminde halk vardı ne de (yakın tarihe kadar) Cumhuriyet yönetiminde.
Son birkaç yıldır, artan ihracatla birlikte Anadolu’da oluşmaya başlayan sanayileşme ile servetin tabana yayılması, ülkede hızla, gazete, radyo ve TV yayınlarını artırmış vatandaşı ülke meselelerinde söz sahibi yapmaya başlamıştır.
Bunun diğer adı, vatandaş aydınlanmaya ve ülkenin kaderinde söz sahibi olmaya başlamıştır.
Değilse, ilk ve ortaokullarda okutulan (resmi) tarih bilgilerimizle her zaman anlamadan ve araştırmadan birilerinin peşine takılarak onların ayak izlerinden onların evlerine giderek onlara hizmet eder ve 21. asırda dahi hala “Ergenekon”larla uğraşır dururuz.
Çocuğunu ve ülkesini seven, kendisinin ve ülkesinin geleceğini düşünen lütfen ekmeğinden artırsın ve değişik görüşlerde ayda en az bir kitap okusun…
Norveç Avrupa’nın en zengini. Aramızda tek farkımız bulunmaktadır. Onlar kişi başına yılda altı kitap okumaktadırlar.
Türkiye Avrupa’nın en fakiri, yılda altı kişi ancak bir kitap okumaktadır.
Bu nedenle lütfen okuyunuz…
Çocuklarımız bizi TV izlerken değil, kitap okurken görmelidirler…
Bu millet içerisinde bulunduğu durumu hak etmemektedir…
Hazmedemiyorum!
Siz edebiliyor musunuz?
(1) Vikipedi.
(2-3) Tarihçi Yazar Mustafa Armağan, zaman.com.tr

Hiç yorum yok: