10 Kasım 2012 Cumartesi

ÇOBAN OĞULLARI BEYLİĞİ Dr. M. Yaşar YÜCEL

ÇOBAN OĞULLARI BEYLİĞİ
Dr. M. Yaşar YÜCEL


XIII. yüzyıl sonlarına doğru Anadolu Selçuklu Devletinin kuvvetten
düşmesi üzerine Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde bir takım beylikler ortaya
çıkmışlardır. Eski kaynaklarda "Tevaif-i Mülûk" diye anılan bu beyliklerin,
sayıları büyüklü küçüklü olmak üzere yirmiyi geçmektedir. Başta
merkezî otoritenin zayıflaması olmak üzere bir çok siyasî ve toplumsal
olaylar sonucunda meydana çıkan bu beylikler, XIII. yüzyılın sonundan
başlayarak hemen hemen -Dulkadir ve Ramazan oğulları beyliklerinin
egemenliklerini kaybettikleri- XVI. yüzyılın başına kadar gelen bir süre
içinde Anadolu'nun tarihî çehresini karekterize etmişlerdir.
Biz yazımızda bu beyliklerden biri olan Hüsameddin Çoban Bey'in
Kastamonu bölgesinde tesis ettiği beyliğinden bahsedecek ve kaynakların
müsaadesi nisbetinde bu siyasî teşekkülün tarihi ile hâkimiyet sahasına dahil
bölgenin, Türkler tarafından fethini aydınlatmağa çalışacağız.

Bölgenin Türk hâkimiyetine girişi

1071 Malazgirt zaferinden sonra, Selçukluların maiyetinde akıp
gelen Türk boylarının Anadolu'da Karadeniz ile Çanakkale Boğazı,
Ege Denizi, Doğu Akdeniz ve Antalya körfezine kadar yayıldıkları
genel olarak kabul edilmektedir1. Şu halde Bizans kaynaklarında
Paflagonya adı verilen2 ve konumuzu teşkil eden Çoban-oğulları
Beyliğinin hâkimiyet sahasını içine alan Sakarya ırmağı üzerinde
Bizans hududundan Kastamonu'ya kadar uzanan Uc kısmının Türkler
tarafından ilk fethini, XI. yüzyılın sonlarına çıkarmak yerinde olur.
Nitekim, o sıralarda Çankırı'yı alarak fütühatını sahile doğru genişleten,
1084'te Sinop'u muhasara ederek zapta muvaffak Emir Karatekin'in bu
havalide-Sinop, Kastamonu ve Çankırı- kısa bir müddet dahi olsa hüküm
sürdüğü bilinmektedir3. Bununla beraber bu asrın son yıllarında I. Haçlı
seferi neticesi Bizans'ın bu bölgenin bir kısmında hükümranlığını tekrar
kurması, buranın uzun yıllar süren Türk - Bizans mücadelelerine sahne
olmasına sebep olmuştur. Dolayısiyle de burada Türk hâkimiyetinin kesin
olarak yerleşmesi ancak bir asırdan fazla bir zaman içinde mümkün olabilmiştir.
Anadolu'da siyasî birliğin tamamlanması yolunda ilk sistemli hareketi
II. Kılıç Arslan zamanında görmekteyiz. II. Kılıç Arslan'ın kuzeybatı
Anadolu'da Danişmendlilere ve 1176 Miryekefalon zaferinden sonra
da Bizans'a karşı giriştiği sistemli fetih hareketi4 , onun oğlu Ankara Meliki
Mes'ud devrinde de devam etmişti. Nitekim de çağdaş kaynak N. Choniates'in,
bu devre ait verdiği malumattan, söz konusu coğrafî bölgenin
mühim bir kısmının fethinin, II. Kılıç Arslan'ın Sultanlığı, hattâ daha da
önce Denişmendliler zamanına ait olduğunu çıkarmak mümkündür. Zaten
Bizans müverrihi, II. Kılıç Arslan'ın memleketinin oğullarına taksimini
anlatırken, Pontus şehirleri olarak saydığı Paflagonya'ya dahil Kastamonu
ve Çankırı bölgesini oğlu Ankara Meliki Mes'ud'a verdiğini beyan
etmektedir 5.

Daha sonra Ankara Meliki Mes'ud, babası zamanında kardeşleri
Bizans aleyhinde topraklarını genişletirken o da bu bölgede Bizanslılara
karşı -kuzey, batıya- Sakarya vadisine kadar yaptığı fetihlerle hâkimiyet
sahasını daha da genişletmiş ve Devrek'i Türk topraklarına katmağa muvaffak
olmuştu ( 1197 ) Devrek'in fethi ile alakalı N. Choniates'deki kayıtta
: "Komşu Paflagonyalılar Türklerin akınlarına karşı koymağa cesaret
edemedikleri için şehri müdafaaya da gelemediler. İmparator tarafından
gönderilen yardımcı kuvvetlerde Babadağı'nda istirahat ettikleri
bir sırada Türkmenler tarafından esir edildiler. Bunun üzerine Türk tazyikine
daha fazla dayanamıyan şehir teslim oldu. İmparator da şehrin
Türk hâkimiyetine girişini ve Ankara Meliki Mes'ud'un vergi hakkındaki
isteklerini kabul etti" denilmektedir6.

Coğrafî mevkiler göz önünde tutulursa, Devrek'in fethi, Gerede'nin
daha önce ele geçirildiğini gösterir. Bolu'nun da bu tarihlerde Bizanslıların
elinde olması ihtimali pek azdır7. Nitekim Bizans kaynaklarında bu tarihlerden
sonra ne Bolu'nun ne de Gerede'nin adı zikredilmemektedir.
Devrek'in alınması ise Ankara Meliki Mes'ud devrinde bu bölgedeki Bizans
hâkimiyetinin ne kadar dar bir sahaya inhisar ettiğini göstermektedir.
Bu asırda Türkmen akınları neticesi Selçuklu hâkimiyeti altına giren ve
XIII. asrın ortalarından sonraya kadar muhafaza edilebilen toprakların
hudutları8 , Karadeniz'de Sinop'un batısında kâin bir noktadan Kastamonu,
Devrek, Bolu, Eskişehir, Kütahya ve Denizli'yi içine alan bir yay
şeklinde Akdeniz'de Fetiye körfezine kadar uzanıyordu 9. Türkmenlerin kuzeye
ve güneye doğru adım adım ilerletmeleri ile meydana gelen bu hududun
kuzey ucu, 1214 yılında I. İzzeddin Keykavus'un Sinop'u alması10 ile Karadenize
ulaşmış ve bölgenin geri kalan kısımları da bundan sonra süratle
Selçuk hâkimiyetine girerek Paflagonya'nın fethi tamamlanmıştır.

Çoban - oğulları Beyliği ve Etnik menşei

İşte, bu devreler için en mevsuk kaynağımız olan İbn Bibi'deki kayıtlardan
anlaşıldığı üzere, Paflagonya bölgesinin fatihleri, başarılarına
mükâfaten Selçuklu sultanları tarafından ikta11 olarak verilen Kastamonu
ve yöresinin sahihleri, Bizanslılara karşı daimi mücadelede bulunan Türkmenlerin
sevk idarecileri olan Çoban ailesidir12. Ailenin tesis ettiği Çoban
oğulları emirliği bu bölgede Türk - Selçuk siyasî ve idarî ananelerini devam
ettiren bir teşekküldür. Fakat emirliğin kuruluş safhaları hakkında
tarihi kaynaklar açık bilgi vermektedir. Ancak İbn Bibi'nin13 "Hüsameddin
Çoban Bey'in evlatları ve torunları zamanımıza kadar bu bölgede hükmederlerdi.
Bunlar babalarını öyle buldular ve onun izinde yürüdüler" kaydı
emirliğin statüsü tâyin bakımından son derece ehemmiyeti haizdir.
Bununla beraber Çoban - oğulları emirliğinin varlığını XII. asrın sonlarına
kadar geri götürebiliriz. Yazıcı - zade Ali Selçuk-name'sinde bu ailenin,
oğuzların Kayı soyundan geldiğini söylemektedir14. Bu gün için Yazıcızâde'nin
bu iddiasının doğruluğunu teyid edecek elde hiçbir kat'i delil
mevcut değilse de Kastamonu - Ankara bölgesinde bulunan büyük bir
Kayı zümresinin varlığı15 Yazıcı - zâde'nin bu iddiasını kuvvetlendirmektedir.
Bu sebeple de Hüsameddin Çoban ailesinin bu bölgede bulunan

Kayı topluluğuna mensup bulunduğu ve bu Kayı topluluğunun da Selçuklu
devrinde Kastamonu - Ankara arasına yerleştirilen 30 000 çadırlık
Türkmen grubuna1 6 dahil olduklarını söyleyebiliriz. Buna nazaran da
Kayı toponomisinin Ankara'dan kuzeye doğru dağınık bir halde bulunmasını
17, Çoban - oğullarının bu bölgedeki siyasî faaliyetlerinin neticesi
olarak kabul etmek mümkündür. İbn Bibi'nin Çoban ailesini bu bölgenin
fatihleri olarak gösteren kaydı18 da böyle bir faraziyeyi, desteklemektedir.

Hüsameddin Çoban Bey

Bu aileden bildiğimiz ilki Melikül'l-Ümera ( Beylerbeyi) 19 ünvaniyle
alınan Emir Hüsameddin Çoban Bey'dir 20. Bazı Türk Tarihi araştırıcılarına
göre21 Melikü'l-Ümera Hüsameddin Çoban Bey Anadolu fatihi ve
ilk sultanı olan Süleyman Şah b. Kutulmuş'un büyük ümerasından olan
Emir Karatekin soyundan inmiş kabul edilmektedir. Aynı Emir hakkında
İbn Bibi'de önemli bir pasaj vardır. Dikkate değer bu kayıtta, "o zamanki
devletin ileri gelenlerinden ümeranın büyüklerinden, saltanatın ünlülerinden
olan Emir Hüsameddin Çoban, doğruluğu, kahramanlığı, cömertliği,
adaleti ve kendisine tabi olanların çokluğu itibariyle bütün ümera
arasında en seçkin olanıydı. Diğer uc emirleri her yıl kendisini ziyarete
gelirlerdi. Devamlı gaza ile meşgul olarak sayısız ganimetler elde ederdi.
Şairlere, füzelâ ve tasavvufçulara son derece ikram ve hürmet gösterirdi"22
demektedir.

Yine İbn Bibi'deki kayıtlardan ilk defa olarak H. 608/1211-12 M.
yılında Kastamonu emiri olarak gördüğümüz Melikü'l-Ümera Hüsameddin
Çoban Bey'in bu yerdeki emirliğinin başlangıcının II. Kılıç Arslan zamanına
götürebiliriz. Hüsameddin Çoban Bey'in Ankara Meliki Mes'ud
devrinde de Paflagonya fetihlerini idare ettiğini kuvvetle tahmin edebiliriz.
I. Alâadin Keykubad, ağabeyisi Selçuk sultan I. İzzeddin Keykavus'un
hükümdarlığına muhalefet ederek ona karşı isyan edip Ankara kalesine
kapanmıştı. İzzeddin kardeşini uzun bir zaman burada muhasara etmişti.
Neticede Alâaddin Keykubad'ın hayatına ve şehri halkına dokunmamak
şartıyla yapılan barış sırasında (1212) Hüsameddin Çoban Bey'de hazır bu-

lunmuştur23.Bu meselenin hallinden sonra I. İzzeddin'in Sultanlığı sırasında24
Kastamonu emiri olan Melikü'l-Ümera Hüsameddin Çoban Bey'in yine
Bizans'a karşı akınları idare ederek gazalar yaptığı sayısız kazançlar elde
ettiği nakledilmektedir25. Bilahare I. Alâaddin Keykubad'ın H.816/1219-20
M. yılında Selçuklu tahtına cülusunda Hüsameddin Çoban Bey, Kastamonu'dan
sayısız kıymetli hediyelerle payitaht Konya'ya gelerek ona bağlılığını
arz etmiş ve uhdesindeki Kastamonu emirliği menşurunu26 yeniletmiştir
27.

Hüsameddin Çoban Bey'in, I. Alâaddin Keykubad'ın Sultanlığı sırasında
da büyük siyasî faaliyetleri görülmektedir. 1223'te Moğoların Kıpçak
ülkelerine ve Kırım'a akınları, buradaki ticaret yollarının emniyetini
sarsmış, eşkiya ve korsan faaliyetlerini artırmış bulunuyordu. İşte I. Alâaddin
Keykubad bir taraftan bu kuzey ticaret yolunu emniyet altına almak,
diğer taraftan da Moğolların çekilmesinden sonra sahipsiz kalan
Suğdak gibi önemli bir ticaret merkezini ele geçirmek maksadı ile yapılacak
sefere Kastamonu emiri Melikü'l-Ümera Hüsameddin Çoban'ı memur
etmişti28. Bu deniz aşırı sefer Selçuklu devletinin satvetini ve fetihten henüz
on yıl geçmeden Sinop'ta kurduğu deniz kuvvetlerinin ehemmiyetini
göstermek bakımından dikkate şayandır. Bu hususta tek kaynak İbn Bibi'-
ye göre29 Hüsameddin Çoban Bey'in bilinen siyasi faaliyetlerinin en mühim
olan bu sefer neticesinde onun kumandasındaki ordu yalnız Suğdak şehrini
fethetmekle kalmamış, ülke içerlerine kadar nüfuz ederek birtakım
Kıpçak ve Rus Beylerini de inkiyada almıştır. Aynı kaynağa göre Suğdak'ta
cami inşa edip kadı, hatip ve müzezinler tayın eyledikten ve bir
miktar asker bıraktıktan sonra gemilere binerek pek çok ganimet ile Sinop
ve Kastamonu taraflarına dönmüştü, Suğdak'daki ileri gelenlerin çocuklarını
da rehin olarak Sultana getirmişti (1224). Melikü'l-Ümera Hüsameddin
Çoban Bey'in yaptığı bu sefer hakkında bizi pek tatmin edici neticelere
varamayan A. Yakobuvsky'nin30, ayrı ayrı asırlarda mükerreren mescid
ve kilise haline getirilmiş olan bir mabedin Selçuklu mimarisi üslûbunda
yapılmış olduğunu mütehassıslara istinaden söylemesi31, ayrıca üzerinde
dikkatle durulması gereken bir hadisedir.

Emirü'l-Ümera Hüsameddin Çoban Bey'in I., Alâaddin Keykubad
devrindeki faaliyetleri ile ilgili olarak Yazıcı - zâde'nin eserindeki mevcut
kayıtta önemlidir. Onun Selçuk-nâme tercümesine kendisi tarafından yapılan
ilavelerinde şu satırlar bulunmaktadır: "Sultan Alâaddin Sultan-
-öyüğüne geldi. Kâfirler kendisine düşmanca taarruzda bulunduklarından
Uc'a gitti. Derken ona tatarların geldiğine dair bir haber geldi. O da geri
döndü ve Uc'un idaresini Hüsameddin Bey'in oğullarına ve Kayı beylerinden
Ertuğrul, Gündüzalp ve Gökalp'a havale etti" 32.

Bu pasaj da -adı geçen Sultan Alâaddin I. Alâadin Keykubad olmalıdır-
doğduğundan tatarlar geldiği zaman Alâaddin Keykubad'ın Sultan
- öyüğü'nü üs edinerek Bizans'a karşı yaptığı muharebeyi durdurup
geri döndüğü ve bu tarafların idaresini Hüsameddin Bey'in oğullarına
ve diğer Kayı beylerine teslim etmiş olduğu anlatılmak isteniyor. Bu Hüsameddin
Bey muhakkak ki Kastamonu Bey'i olan Hüsameddin Çoban
Bey'dir ve Ertuğrul Bey'de kardeşleri ile birlikte ona tabi olmuştur. Ayrıca
yegane nushası Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Ktp. Nr. 1612 de bulunan
Ebû'1-Hayr-ı Rûmî'nin Saltuk - nâme'sinde Hüsameddin Çoban Bey
ve ailesi ile alakalı kayıtlara tesadüf edilmektedir. Şimdiye kadar dikkati
çekmemiş olan bu mevcut malumatta onun Kastamonu bölgesindeki faaliyetleri
Kefe canibinde gezilerle birlikte yaptığı cenkler anlatılmaktadır33.

Ancak Suğdak'a yapılan deniz seferinden sonra devrin kaynaklarında
Hüsameddin Çoban Bey'in adına rastlanamamaktadır. Ölüm tarihi
kat'i olarak tespit edilemediği gibi mezarının bulunduğu yer hakkında bir
şey bilinmemektedir.

Alp Yürek

Hüsameddin Çoban Bey'den sonra Kastamonu emirliğine oğlu Alp
Yürek'in geçmiş olduğu mevcut kaynaklardaki bilgilere göre kuvvetle
ileri sürülebilir. Bu emirin adı Taşköprü'deki H.729/1328-29 M. tarihli
Muzaffereddin medresesi kitabesinde34, İbn Bibi'de35 ve Hoylu Hasan b.
Abdülmümin tarafından Muzaffereddin Yavlak Arslan (Alp Yürek'in





,









    




























sinde mühim rol oynamıştı. Çağdaş kaynak İbn Bibi Ahmet Teküdar Han'ın
II. Mes'ud'a Diyarbakır, Harput, Malatya ve Sivas taraflarını verdiğini
söyler52. Bu olay, aynı zamanda Muzaffereddin Yavlak Arslan'ın İlhanlılarla
olan ilişkileri, yönünden de dikkate değer. Nitekim İbn Bibi'de
Kastamonu Sipehdarının İlhanlılar yanında geniş bir itibarı olduğuna
işaret etmektedir53.

Daha sonra Muzaffereddin Yavlak Arslan, Selçuklu Sultanlığına atanan
I I . Mes'ud'la birlikte Anadolu'ya dönerek, Kastamonu'ya gelmişdi.
Mes'ud'a taraftar bulunan Uc emiri, bu hadiseyi müteakip onun muhalifleri
tarafından öldürülmüşdür. Bu olay muasır Selçuklu kaynağı Aksarayı'de
geniş bir şekilde anlatılmaktadır. İlhanlı tahtında vukua gelen
değişiklik, yani Keyhatu'nun Han intihabından sonra Moğollar arasında
başlayan taht kavgaları sırasında Anadolu anarşi içinde kalmışdı.

Uclardaki Türkmenler başkaldırmışlardı. Bu durumdan istifade etmek
isteyen II. İzzeddin Keykavus'un oğullarından Rükneddin Kılıç
Arslan'da5 4 kardeşi II. Mes'ud'a karşı ayaklanmışdı. Keyhatu'nun bu
teşebbüsü akim bırakmak üzere (1291) Konya'ya gelmesinden sonrada
Kastamonu Uc'una gitmiş ve etrafına oradaki göçebe Uc Türkmenlerini
toplayarak kardeşine ve Moğollara karşı şiddetli bir mücadeleye
girişmişti. İşte Aksarayı bu sırada vukua gelen çarpışmaların birinde
Muzaffereddin Yavlak Arslan'ın öldüğünü ve emirliğinin son bulduğunu
bildirmektedir55. Muasır kaynak Pachymeres56 bu hususta karışık fakat
Aksarayı'yi destekleyen ve tamamlıyan bilgi vermektedir. O bu ayaklanmaya
sebep olan kimseyi (Melec Masur) diye adlandırmakta ve onun tarafından
öldürülen Paflagonya emirini (Amurius) diye haber vermektedir.

Burada Pachymeres Melik Kılıç Arslan yerine Melik Masur yani Mes'ud'u
koymakla yanılmıştır. Çünkü bu hâdiseyi çok yakından izleyen, Aksarayı'nin
şahadetine göre, Sultan Mes'ud önce yenilmiş, fakat sonra yanındaki
Moğollar sayesinde galebe çalışmıştır. Buna göre ayaklanan kimse
(Melik Masur) Melik Kılıç Arslan, öldürülen (Amurius = Emir, Bey)le57
de eskiden beri Mes'ud'a taraftar bulunan Muzaffereddin Yavlak Arslan
kasdedilmiş olmalıdır.


Nitekim, Nic. Gregoras58 beyliklere ait verdiği listesinde "Sakarya
nehrinden Paflagonya'ya kadar olan coğrafî bölgenin" Amurius oğullarının
hâkimiyetinde olduğu görülmektedir. Buranın Kastamonu emirine
tâbi bölge olduğuna şüphe yoktur. Bu da gösteriyor ki Pachymeres'deki
Paflagonya (Amurius = Emîr)ini Çoban Bey'in torunu Muzaffereddin
Yavlak Arslan ve Kılıç Arslan'ı öldüren Nasreddin'ide onun oğlu Mahmud
Bey olarak kabul etmek en mantıki yol olmalıdır.

Muzaffereddin Yavlak (korkunç, şiddetli manasına gelir)59 Arslan'ın
Kastamonu Emiri bulunduğu zamanki siyasî faaliyetleri ve hayatı hakkında
bilinenler bunlardan ibarettir. Elimizdeki bilgiler onun bu havalide
ilim ve imar işleri60 ile çok yakından alakalandığını göstermektedir. Adına
telif edilmiş Fustatu'l-adale isimli eserde mevcut kaside de ilim, şecaat ve
adaletin ona miras yolu ile intikal ettiği yazılmaktadır. Nihayet adına telif
edilmiş eserlerin çokluğuna bunu doğrulamaktadır.

Mahmud Bey

Muzaffereddin Yavlak Arslan'ın ölümünden sonra yerine oğlu ve bu
hanedanın son emiri olan Mahmud Bey geçmiştir61. Bizans kaynağı
Pachymeres'de6 2 bu emirin adı (Nasreddin) diye geçmektedir. İhtimal
bu Mahmud Bey'in ünvanı olmalıdır. Ayrıca Anonim Selçuk-nâme'nin63
(Yavlak Arslan oğlu Hoca Nasreddin) kaydı da adı geçen Bizans kaynağı
ile mütabakat arzetmektedir.

Daha babasının sağlığında adına Hoylu Hasan b. Abdülmümin tarafından
telif edilmiş Kavâ'idü'l - risâil adlı inşâ kitabinin mukaddimesinde,
emaret namzedi bulunan Mahmud Bey'den, "Envai edep, serverlik,
emaret eser ve alâmetleri onun nasiyesinde parıldamış" diye bahsedilmektedir
64.

Emirliği esnasında hayatı ve faaliyetleri hakkında devrin kaynaklarında
az da olsa bazı bilgilere rastlanmaktadır. Anonim Selçuk - nâme de
H. 689 senesi vukuatı sırasında "Yavlak Arslan oğlu Hoca Nasreddin adında
bir şahıstan bahisle, onun ilk defa Sultan I I . Giyaseddin Mes'ud'a gelerek
elini öptüğünü, iyi görünüşlü bir insan olduğunu" bize bildirmekte-dir65. 

Selçuk kaynağında adı geçen bu şahıs büyük bir ihtimalle Pachymeres'deki
Nasreddin ile aynı kimse olmalıdır. Ancak Anonim Selçuk-nâme'nin
bu şahıs hakkında verdiği diğer malumatı şimdilik şüphe ile karşılamak gerektiği
kanaatindeyiz. Çünki, burada, aynı adı taşıyan başka şahsa ait
hadiseler, Yavlak-Arslan'ın oğlu Nasreddin'e mal edilmiş gibi görünmektedir.
Fakat onun faaliyetleri ve Uc daki durumu ile alakalı, en
doğru bilgileri bize, Pachymeres vermektedir. Bu kaynaktan anlaşılıyor
ki, babası Muzaffereddin Yavlak Arslan'ın öldürülmesinden sonra,
o, Kılıç Arslan'a başarı ile karşı koymuş ve onu öldürmüştür. Yine aynı
kaynaktaki mevcut malumatta, 1291 hadiselerinden sonra Selçuklu-Moğol
tâbiiyetinden çıkmış görünen Mahmud Bey'in emirliği sırasında Bizans topraklarına
yapılan akınların idaresini, kardeşi Ali'ye bırakmış olduğu görülmektedir.
Ali bu bölgede Bizans'a karşı giriştiği taarruzlar neticesinde,
Sakarya nehrinin öbür tarafına kadar olan toprakları feth etmeğe muvaffak
olmuştu. Daha sonra Bizans'ın sulh tekliflerini kabul etmiş olacak ki akınlarını
durdurarak dostça münasebetlere girişmişti. Pachymeres bu tarihlerde
(1291 den sonra) henüz Osman Bey'in Kastamonu emirine tâbi olduğunu
açıkça bildirmekte ve onun Uc da liderliği ele alarak, Bizans
topraklarına karşı gaza faaliyetine başlamasının da Çoban - oğullarının
akın faaliyetlerini durdurduktan sonra mümkün olabildiğini kesinlikle
ifade etmektedir.

Mahmud Bey'in kısa sürdüğü anlaşılan emirliğinin sonu hakkında
Yazıcı - zade66 aşağıdaki ilginç malumatı vermektedir: "Bu tarihte Candar
- oğlu Kastamonu'nun üçyüz altmış altı sipahiden birisi idi gördüki
Rum Selçukilerden hali oldu ve uclarda her tarafta Beğler başlı başına beğ
olub yılda Tatara bir sehl nesne gönderirler ve yerli yerine hüküm ederler
ol dahi Eflugan tarafından ki timarı anda idi türkler devşirüb çeri
edinüb Kastamonu'ya çıktı ve bir gice alelgafle Kastamonu subaşısını
Yavlak Arslan oğlu Mahmud Bey'in sarayın ortaya alub Mahmud
Bey'i tuttu fil'hal mecal vermeyüb depeledi Kastamonu'yu ve Burglu
kalesini ki ol zamanda Zalifre derlerdi aldı".

İşte Mahmud Bey'in emirliği esnasında hayatı ve faaliyetleri hakkında
bilinenler bunlardan ibarettir. O da babasının Kastamonu'da kurduğu
ilim an'anesini devam ettirmiştir.

Çoban - Oğulları adına telif edilmiş eserler

XII. yüzyılın son yarısındaki devrede Anadolu da daha emin bir
hayat, huzur ve sukûn devrinin başlamış olması, fikrî faaliyete ve içtimaî
müesseselerin gelişmesine yol açmıştı. Sultan ikinci Kılıç Arslan (1156-
1192) dan itibaren gelen hükümdarlar, vezir ve beyler Anadolu'yu kül-tür ve sosyal yönlerinden yükseltmek için biribirleri ile rekabet derecesine faaliyet göstererek, ilim ve ilim adamlarını himaye ile medrese ve kütüphaneler
kurarak Anadolu şehirlerini birer kültür ocağı haline getirmişlerdir.
Böylece Anadolu Selçukluları dervinde başlayan bu fikrî faaliyet,
Beylikler devrinde de devam etmişti67.

İşte Çoban - oğulları Beyliğinin başkenti olan Selçuklu devri Anadolu'sunun
kültür ocaklarından biri haline gelmiş bulunan Kastamonu'da,
Hüsameddin Çoban ve Oğullarının ilmî ve edebî faaliyetlere hayranlıkları
sayesinde ehemmiyetini devam ettirmek imkanını bulabilmişti. Kastamonu
Emiri Hüsameddin Çoban gerekse oğullarının medeni ve ilmî
faaliyetlere yakın alakaları memleketlerine gelen değerli şahsiyetlere göstedikleri
hüsnü kabul, Orta Asya, İran ve Irak taraflarından âlim, mütefekkir
ve sanatkârların memleketlerine gelmelerine sebep olmuş ve bunlar
adlarına sayısız eserler telif etmişlerdir. Bu arada büyük âlim Kütbeddin
Şirazi Kastamonu'ya gelerek Hüsameddin Çoban'ın torunu Muzaffereddin
Yavlak Arslan adına onun emri ile Ihtiyarat-i Muzafferi adlı heyete
dair bir eser yazmıştır68.

Yine H. 683/1284-85 M. de Muzaffereddin Yavlak Arslan namına
telif edilmiş Fustatu'l-adale fi kavaidi's-saltana adlı bir Farsça eser vardır.
Kâtib Çelebi, Muhammed b. Mahmud el-Hatib adında bir müellifin
H. 683/1284-85 M. yılında Aksaray'da "Emir Mes'ud b. Keykavus
b. Keykubad" (hiç şüphesiz II. Giyasüd'din Mes'ud) nâmına, "Fustatu'ladale
fi kavaidi's-saltana" ünvanını taşıyan farsça bir eser yazdığını, eser'-
altı bâbtan ibaret olduğunu bildirmektedir69. M. Fuad Köprülü, Paris'te
Bibi. Nationale, Suppl. turc 1120'de kayıdlı bir mecmuada (vrk. 1-73)
bulunan ve H. 690 da Muzafferu'ddin Mes'ud b. Alp - Yürek'e ithaf edilen
Kitâb-ı Tahallus adlı farsça eserin eser hakkında E. Blochet'nin verdiği
izahattan7 0 faydalanarak Fustatu'l-adale ile büyük bir benzerlik gösterdiğini
ileri sürmüş, hatta her ikisininde ayniyeti üzerinde durmuştur7 1.


Nihayet, bahsi geçen mecmuayı tetkik etmek fırsatını bulan O. Turan,
Kitâb-ı Tahallus ile mecmuada bunu ta'kib eden siyasetname mahiyetindeki
risalenin (vrk. 72a-118a) Fustatu'l-adale fi kavaîdi's-saltana'nın noksan
bir nushasını teşkil ettiğini kat'i bir şekilde ortaya koymuş, eserin - Kâtib
Çelebi'nin bildirdiği vechile- H. 683/1284-85 M. yılında, fakat Muzafferu'ddin
Mes'ud (Yavlak Arslan) b. Alp - Yürek adına yazıldığını
tesbit etmiştir72.

Hoylu Hasan b. Abdülmümin de yine Muzaffereddin Yavlak Arslan
adına Nüzhetü'l-küttâb adlı inşâ eserini telif etmiştir. Kıymetli eserin bir
nushası Fatih Ktp. 5406 numarada kayıtlı dır. (33a) da başlıyan eserin
mukaddimesinde müellif eserini Uc diyarının sipehdarı Muzaffereddin
Yavlak Arslan bin şehid Hüsameddin Alp Yürek adına yazdığını ve İslâm
bayraklarının onun sayesinde yükseldiğini ifade etmektedir. Eser, Yavlak
Arslan adına yazılmış bir kaside ile sona ermektedir. Kitabın sonunda
bulunan bir kayda göre, eser, H. 684 yılı Muharrem ayı (9.III-7.IV 1285)
içinde yazılmış ve istinsahı H. 709 da yapılmıştır73.

Aynı müellif Yavlak Arslan'ın oğlu Emir Mahmud adına da Kava'idü'lrisâil
adlı küçük nümünelik bir inşâ kitabı yazmıştır. Bir nushası Süleymaniye,
Esad Efendi kitapları 3369 numara da kayıtlıdır. Müellif mukaddimesinde,
bunu Yavlak Arslan'ın oğlu Emir Mahmud'a ithaf ettiğini söylerken
dostlarının kendisine Nüzhetü'l-küttâb adlı eserinden farklı olarak,
zamanın kâtipleri için kısa ve kolay anlaşılır bir inşâ kitabı hazırlamasını
arzu ettiklerim ve bu eserinde bu sebep ve gaye ile meydana geldiğini ilave
eder. Bu eser Muzaffereddin Yavlak Arslan'ın oğlu Mahmud'a ithaf edilmekle
beraber, eserin tetkikinden anlaşılacağı üzere, babası nın henüz
hayatta olduğu ve Emir Mahmud'un şehzade bulunduğu bir zaman da
yazılmıştır ki bu, eserin babasının ölüm tarihi olan H.691 den önce telif
edildiğini meydana kor74.

Hasan b. Abdülmü'min'e ait adı geçen inşâ eserlerinden başka bir
üçüncüsüde Rusûm ur-risâil adını taşımaktadır. Üsküdar Nûr - bânû Ktp.
lığı 122 numarada kayıtlı olan bu eserin mukaddimesinde müellif daha
evvel inşâ'ya dair meydana getirdiği bir mecmuanın çok ağdalı olduğunu,
dostlarının yeni başlayanlar için daha kolay anlaşılır bir muhtasarın hazırlanmasını
istediklerini ve bu sebeple Rusûm ur-risâil adiyle bu müşeâtı
hazırladığını söyler ki, Kavâ'idü'l-risail'in de aynı gaye ile meydana
geldiğini ifade etmişti. Müellif eserinin mukaddimesinde bu eserini kimin
adına telif ettiğini söylememişse de, Muzaffereddin Yavlak Arslan veya
oğlu Mahmud Bey'e ithaf etmiş olması kuvvetle muhtemeldir7 5.

Dipnotlar


1 Bk. Mükrimin Halil Yınanç, Türkiye Tarihi Selçukluları Devri. İstanbul 1944, s. 85 vd.
2 Paflagonya'nın toponopmisi için bk. W.M. Ramsay, Anadolu'nun tarihi coğrafyası. Türkçe
trc. : Mihri Pektaş, İst. 1961, s. 351 v.d.
3 Türkiye4 Bu hususta geniş bilgi için bk. M. Halil Yınanç, Danişmendliler madd. İslam Ansikopedisi
Cüz 26, s. 468 v.d.; Osman Turan, II. Kılıç Arslan madd. İslam Ansiklopedisi Cüz 63, s.688v.d.
5 Bk. Niketas Choniates, Fr. trc. : Cousin, Histoire du Constantinople. V,s. 530.
6 Aynı eser, s. 531 v.d.
7 Krş. P. Wittek, Von der byzantinischen zur türkischen Toponymie. Byzantion X ( 1935 )
s. 46, 48-9. Klâsik hale gelmiş, bu tetkikte, II. Kılıç Arslan'ın memleketini oğullarına taksimi
ve sonraki olaylar etraflı bir şekilde anlatılmaktadır. Tarihi Selçukluları devri, s. 126-27.
8 Hudutlardaki etnik durum, yaşayış ve faaliyetler için Bk. Fuak Köprülü, Osman İmparatorluğunun
kuruluşu. Ankara 1961, s. 82-88 ; P. Wittek : Menteşe Beyliği. 13-15 asırda Garbi
küçük Asya Tarihine ait bir tetkik. Türkçeye çeviren O.Ş. Gökyay. Ankara 1944, s. 5 v.d.
10 İbn Bibi, El- -Evamirü'l-Ala'iyye. Necati Lugal - Adnan Sadık Erzi nşr. I, Ankara 1957,
s. 208 v.d.
11 Bunun hakkında bk. Fuat Köprülü, Türk İslam feodalizmi. Belleten 28 ( 1943 ) s. 219
v.d. ; Osman Turan, İkta madd. İslam Ansiklopedisi Cüz 50, s. 949 v.d. ; aynı müell., Türkiye
Selçuklularında Toprak hukuku. Belleten 47 ( 1948 ) s. 549 v.d.
12 Bk. Histoir des Seldjoucides d'Asie Mineure d'apres l'abrege du Sldjouknameh d'Ibn-
Bibi. Texte persan publ. par M.Th. Houtsma, Leide 1902,s. 336. ( Aşağıda "Muhtasar Selçukname
" şeklinde kısaltılmıştır.
13 İbn Bibi, El - Evamirü'l-Ala'iyye. Adnan Sadık Erzi nşr. Ankara 1956, s. 305. Aşağıda
"Tıpkı basım " şeklinde kısaltılmıştır.
14 Yazıcı - zade Al-i, Tarih-i Âl-i Selçuk. M.Th. Houtsma nşr. Leiden 1902, s. 320.
15 Krş. Fuat Köprülü, Osmanlıların Etnik menşe'i. Belleten 28 ( 1943 ) s. 219 v.d. ve buna
ilave edilmiş Kayı toponomisi haritası. Ayrıca bk. Faruk Sümer, Osmanlı devrinde Anadolu'da
Kayılar. Belleten 47 ( 1948 ) s. 590.

65 Anonim Selçuk - nâme, s. 54.
66 Topkapı Sarayı Revan Köşkü Kitaplığı, Nr. 1390, Vrk. 280 b.
67 Kültür tarihi ile ilgili derli toplu bilgi için bk. Faruk Sümer, Türkiye kültür tarihine umumî
bir bakış. Ankara Üniv. DTCF. Dergisi XX ( 1963 ) s. 255-261.
68 Eser, müellif hakkında bk. V. Rosen, Manuscrist Persans de ITnstitut des Langues Orientales
st. Petersbourg 1886, s. 302 ; Zeki Velidi Togan, Argun Han'ın kullandığı garp denizine
dair. Türk Yurdu XXVI ( 1942 ) s. 45 v.d. ayrıca bk. A.Mieli, La Science arabe. Leiden 1939,
s. 151 ; Fuad Köprülü, XIII. asırda Marâga rasadhanesi hakkında bazı notlar. Belleten VI/23-24
( 1942) s. 221 ; Ahmet Ateş, Hicrî VI-VIII ( XII-XIV) asırlarda Anadoluda farsça eserler.
Türkiyat Mecmuası 7-8/2 ( 1945) s. 117-118.
69 Keşfu'z-zunûn. Kilisli Rifat- Ş. Yaltkaya nşr. I. İst. Krş. İ.H.Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri.
İst. 1937, s. 78-131 ; M.F. Köprülü, Anadolu Selçukluları Tarihinin yerli kaynakları,
s.443-4 (fakat her iki müellifde eserin adını Kıstasu'l-adale şeklinde yazarlar).
70 Catalogue des manuscrits tursc de la Bibliotheque nationale II ( Paris 1933 ) s.169-170 ;
ayrıca bk.E.Blochet, Catalogue de la collection de manuscrits oriantaux arabes, persans et turcs
formee par M.Charles Schefer ( Paris 1900 ) s. 183-184.
71 M. Fuad Köprülü, Anadolu Selçukluları yerli kaynakları, s. 443-444.
72 Osman Turan, Selçuklu Türkiyesi din tarihine dair bir kaynak : Fustatu'l-adale fi kavaîdi's-
saltana. Fuad Köprülü Armağanı ( İst 1953 ) s.532-564. Bu yazıda, eserin Anadolu din tarihi
bakımından ehemmiyetli olan kısımları incelenmiş ve neşredilmiştir.
73 Şimdilik bk. Osman Turan, Türkiye Selçukları, s. 172.
74 Krş. aynı eser, s. 173.
75 " " " , s. 175 v.d.











Hiç yorum yok: