Terörizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Terörizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2013 Perşembe

Tehditler, Amerika ve biz...Fehmi Koru

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ortadoğu ve Afrika’daki diplomatik temsilciliklerinin neredeyse tamamını kapalı tutuyor. Tam 19 ülkede Amerikan büyükelçilikleri kapılarını sımsıkı kapattı; o büyükelçiliklerde hiçbir işlem yapılmıyor. ABD dışişleri bakanlığı, vatandaşlarının Yemen’i derhal terk etmesini de istedi.
Sebep? El-Kaide lider kadrosundan iki kişi arasında geçtiği anlaşılan bir konuşmada örgütün Amerikan hedeflerine karşı kanlı bir eylem hazırlığı içerisinde bulunduğunun anlaşılması... Böyle durumlarda tedbirli olmakta yarar vardır.
Üsame bin Laden’in Pakistan’ın Abbottabad kentindeki evinde öldürülmesi sonrasında, uzmanlar, el-Kaide’nin artık tehdit olmaktan çıktığını söylemişlerdi. Demek ki, örgüt hâlâ ABD’yi tedbir almaya sevk edecek kadar varlığını sürdürüyor...

19 Temmuz 2013 Cuma

İslamizm varsa Hıristiyanizm de var! Aziz Üstel

Londra’nın göbeğinde bir askeri Nijerya asıllı iki Müslüman’ın kafasını keserek öldürmesi gaddarca işlenmiş bir cinayettir.  Elbette kınanmalı askerin ailesine de başsağlığı dilenmelidir.  Ancak İngiliz İçişleri Bakanı Theresa May’in İslamizm” diye bir kelime icat etmesi, bütün Müslümanların olmasa da çoğunun şiddet yanlısı olabileceğini belirtmesi, İngiltere’deki camilerde görevli imamların sürekli “Cihad” çağrısında bulunarak Müslüman gençliğin “terörist olarak yetiştiğini” söylemesi yangına körükle gitmekten öte hiçbir anlam taşımaz. İngiliz televizyonlarına çıkan onlarca Müslüman’ın şiddetin İslam’da yeri olmadığını, Woolich’de işlenen cinayeti kınadıklarını açıklamaları, Müslüman cemaatin önde gelenlerinin de şiddet yanlısı Müslüman gençlik yetiştirmek şöyle dursun, yeni kuşakların işinde gücünde, eğitiminde olduğunu söylemesi, camilerde şiddetin sürekli kınandığını açıklaması da Bayan May’i pek etkilememiş. Neden mi? Çünkü “İslam terörü” gibi ipe sapa gelmez bir yaftanın yerine “İslamizm” gibi ne idüğü belirsiz bir damgayı bütün Müslümanlara vurmak gayretine soyunduğunu görüyorum da ondan. “Bu cinayet ve bunu izleyecek diğer şiddet hareketlerinin kökeninde İslamizm yatmaktadır!” diyor hanımefendi!

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Hatay tezgâhı, İran ve Acilciler-Esed'in Türkiye'deki savaşçıları-Hangi Acilciler?Hatay kaos planı ve Ergenekon-Terör örgütleri nerede doğdu?-Teröristler ve üniversiteler-

Hatay tezgâhı, İran ve Acilciler

İran ise Türkiye'ye karşı fütursuzca ve açık oynuyor.

İran Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi, İran askerlerinin Suriye'de görev yaptığını pervasızca açıkladı.

Güvenlik güçlerine teslim olan bir PKK'lı terörist verdiği ifadede; 27-28 Temmuz'daki Şemdinli baskını için İran'daki kamplardan 50 kişilik gruplar halinde Türkiye'ye girdiklerini söylüyor.

Ayrıca PKK'nın füze arayışında olduğunu, "Bunu İran'dan, KDP'den veya silah kaçakçılarından temin etme yolundalar" sözleriyle ifade ediyor.

11 Temmuz 2013 Perşembe

Olaylar neyi gösterdi?-Gezi Parkı öncesi ve sonrası-Şimdi ne olacak?-Eylemcilerin şartları kabul edilmeli mi?-Çapulcu değilim-Devrimci Karargâh görevde-Korkuyor musunuz?-Fitnenin adı-Melodramma-Gezinin Dantonlar'ı ve Daltonlar'ı-Gezi üzerine eleştiri notları-Gültekin Avcı


Olaylar neyi gösterdi?

Benim de hak verdiğim samimi bir protesto ve hak arayışıydı.
Ama organize bir provokasyona dönüştü.

En doğal tepkilerin ve samimi protestoların "planlı bir organizasyonla" nasıl etkileyici provokasyonlara dönüşebileceğini bir kez daha gördük.

Gezi Parkı bahsinde yaşananlar, üzerinde "derin derin"düşünülmesi ve AK Partice tahlil edilmesi gereken pek çok noktayı öne çıkardı.

7 Temmuz 2013 Pazar

Kod adı İstanbul isyanı

Gezi olaylarının dış bağlantıları tartışılırken, Washington'daki en etkin İsrail kuruluşu American Enterprise Institute'nin, ABD'li 'NeoCon'larla Şubat ayında olası bir 'İstanbul İsyanı'nı masaya yatırdığı ortaya çıktı. 6 Türk'ün de yer aldığı simülasyonda Taksim Meydanı'nı Tahrirleştirme senaryoları tartışıldı.

2 Temmuz 2013 Salı

İstanbul-Derin gırtlak!-Lahmacun-İntihar mı cinayet mi?-Cinayetler!-Ergün Diler

İstanbul

Birkaç gün önce tam gazeteden çıkmak üzereyken,"laik" kimliğine toz kondurmayan bir arkadaşım geldi!
BEYAZ TÜRK'tü!
Kafası karışıktı! Türkiye'nin nereye gittiği konusunda net bir fikri yoktu! Bir yanda malum medyanın saldığı korku, diğer yanda da çıplak gerçek vardı.
Avrupa'dan gelen yabancı bir arkadaşının İstanbul'u anlatırken, "Hayatımda bu kadar enerjik ve zenginliği bir inci tanesi gibi taşıyabilen şehir görmedim" sözüne takılmış!

Reyhanlı saldırısı ve istihbarat zaafı-El-Muhaberat taşeron olduğuna göre- Cem Küçük

Reyhanlı saldırısı ve istihbarat zaafı

Dün Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde meydana gelen patlamayı iyi analiz etmek gerekiyor. Genelde bu tür patlamalarda ne olup bittiğini anlamak için olayın üzerinden biraz süre geçmesini beklemek lazım. Bu satırları yazarken ölü sayısı 40, yaralı sayısı 100'den fazlaydı. Yaralıların 29'unun durumu ağırdı.

30 yıldır terörle mücadele ediyoruz ama buna rağmen provokasyonların önüne geçemiyoruz. Ve ne zaman böyle bir patlama olsa ilk aklımıza gelen zamanlaması oluyor. Halbuki zamanlama çok önemsiz olmasa da birinci derecede etkili bir faktör değil. Burada sorulması gereken soru şu: Bu patlamadan kim, nasıl bir sonuç öngörüyor? Doğru tabirle patlama kimin işine yarar?

Terör saldırıları ve istihbarat başarısızlıkları-Terör ve istihbarat-Abdullah Muradoğlu

Terör saldırıları ve istihbarat başarısızlıkları (1)

20 Ağustos 2012'de 'Gaziantep'te, 11 Şubat 2013'te 'Cilvegözü Sınır Kapısı'nda, arkasından 11 Mayıs'ta Reyhanlı ilçe merkezinde patlamalar gerçekleşti. Elde edilen istihbari bilgilere göre teröristler Ankara'da bir bomba patlatmayı planlamışlardı. Ne var ki patlama Ankara'da değil Reyhanlı'da gerçekleşti. Geriye baktığımızda, ortada kendini tekrarlayan bir model var. Şimdi herkes 'Reyhanlı başımıza nasıl geldi?' diye soruyor. Benzer tartışmalar, 7 Ağustos 1998'de ABD'nin Kenya Büyükelçiliği'ne yapılan bombalı saldırı ile '11 Eylül 2001'deki uçaklı saldırılar sonrasında Amerika'da da yaşanmıştı. Tartışmalarda FBI ve CIA arasındaki çekişmeler, rekabetler ve koordinasyon eksiklikleri de dile getirilmişti.

Komplo dersleri, Boston ve Çeçenler-Abdullah Muradoğlu

Komplo dersleri, Boston ve Çeçenler

Frederick Forsyth'ın 'Arabulucu' romanında geçiyor hikaye. Sovyet Rusya Devlet Başkanı Gorbaçov ile dönemin ABD Başkanı 'silahsızlanma anlaşması' yapmak üzereler. Sovyet Genelkurmayı, ABD'deki Teksas'lı petrolcüler ve silah sanayicileri anlaşmanın karşısındadır. Anlaşma ile savunma harcamaları kısıtlanacağından 'silah lobisi' paniktedir. Silahsızlanma anlaşmasından rahatsız olan Amerikalılar ve Ruslar gizlice işbirliği yaparlar.
Petrol sıkıntısı çeken Rus Genelkurmayı İran'ı işgal etmek için plan yapmıştır. Amerikalılar ise Şii muhalifleri gizlice destekleyerek Suudi Arabistan'da yönetim değişikliği yapmak istiyorlar. Komploya göre bir tören sırasında hanedan üyelerini öldüren Şii radikaller Körfez'deki Sünni rejimleri yok edeceklerini bildirecekler. Körfez rejimleri ABD'ye 'müdahale et' diyecekler. Böylece Amerikalılar petrol fiyatlarını kontrol altına alacaklar.

Terör saldırısı niçin yapıldı? - SÜLEYMAN YAŞAR

Reyhanlı'da yapılan terör saldırısı tam da Başbakan Erdoğan'ın ABD'ye yapacağı ziyaretin öncesine denk getirildi. Peki niçin böyle acımasızca bir eylem tam bu ziyaret öncesi yapıldı? Çünkü Erdoğan, Washington'da, Levant Basini adı verilen Doğu Akdeniz'deki İskenderun Körfezi'nden Suriye, Lübnan, İsrail, Gazze, Kıbrıs'ın doğusunu kapsayan bölgedeki enerji kaynaklarının çıkarılması ve Türkiye üzerinden taşınması projesini görüşecek. Bu proje Avrupa ülkelerini, Rusya, Çin, Kafkasya, Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerini yakından ilgilendiriyor. Projenin özelliği Türkiye'nin enerji merkezi olması düşüncesinin hayata geçirilmesi oluyor.

25 Haziran 2013 Salı

Barış süreci faizcinin ve silahçının işine niye gelmedi ? Süleyman Yaşar

Türkiye'de paranın fiyatı olan faiz hep küresel faizlerin çok üzerinde oldu. Tabii bunu enflasyondan arındırılmış faiz anlamına gelen reel faizler olarak söylüyoruz. Reel faizleri yüksek tutmak için Türkiye'nin ülke derecelendirme notu haksız olarak düşük tutuldu. Böylece risk primi yükseltilip adeta bu ülke haksız yüksek faizlerle soyuldu. Vatandaş ve Hazine, her yıl olması gerekenden milyarlarca lira fazla faiz ödeyerek kolay para kazanmaya alışmış kesimin cebine aktardı. Sadece Hazine'nin 2012'de 14 milyar lira fazladan haksız faiz ödediğini hemen belirtelim

Bu ödenen haksız faizlere karşı çıkıp "Türkiye'nin notu niye düşük seviyede tutuluyor?" diyerek notçulara sorulduğunda, cevap olarak, Türkiye'de yaşanan savaş ortamının siyasi riskleri çoğalttığı gerekçesi ileri sürüldü hep. Şimdi barış süreciyle birlikte halkın notçu adını verdiği ve dünyada pek çok ülkede sahte not vermekten yargılanan derecelendirme kuruluşları ne yapacaklarını şaşırdılar. Çünkü ileri sürdükleri savaş gerekçesi ortadan kalktı. Hatta Türkiye'nin başarılı performansı karşısında artık dayanamayacağını anlayan Standart&;Poor's firması Türkiye'nin notunu "yatırım yapılabilir" seviyenin bir basamak altına çıkartabildi ancak. Bir üstüne çıkarsa iki derecelendirme kuruluşu "yatırım yapılabilir" notunu vermiş olacağından doğrudan sermaye akımlarının birdenbire Türkiye'ye yöneleceği gerçeği onları yönlendiren faiz lobisinin işine gelmedi. Ve bu nedenle Türkiye'nin notu olması gerekenin çok altında tutulmaya devam edildi. Fakat barış sürecinin ilk olumlu sonuçları alınmaya başlanınca bu defa piyasalarda faizler kendiliğinden gerilemeye başladı. Bu yılın başında yıllık bileşik faizi yüzde 6.15 olan Hazine gösterge tahvilinin faizi, geçen hafta sonunda yıl başına göre yüzde 12.3 gerileyip tarihinin en düşük seviyesi olan yüzde 5.39'a düştü.

Tabii bu anlattıklarımız faizin Hazine'yi ilgilendiren kısmı... Bir de Türkiye'nin notunun yatırım yapılabilir seviyeye getirilmesini engelleyen diğer nedene bakalım. Son dönemde ülke not artışını engelleyen nedenlerden biri bankaların yüksek kredi faizleri oluyor. Mevduatı düşük faizle toplayan bankalar, kredi verirken yüzde 12.5 reel faiz alıyor. İşte bu haksız kazancı sürdürmek için not artışı barış sürecinin piyasalarda yarattığı olumlu havaya rağmen bir türlü yaptırılmıyor. Amaçları yüksek kredi faizleriyle küçük ve orta büyüklükteki iş adamlarını yani KOBİ'leri soymak. 

Faizcilerin ardından gelelim silah tüccarlarına... Kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlara bakıldığında, silah üreten Lockheed Martin firması adeta mükemmel işliyor. Hiçbir riski yok gibi. Yine notçulara göre, Sikorsky, Black Hawk helikopterlerini üreten Hovers AD&;B Company'nin riskleri çok düşük. 

Bu iki firmanın notları hep A seviyesinde tutuluyor. Bu not seviyesi bu firmaların hisse senetleri ve borçlanma kâğıtlarına hemen yatırım yapın anlamına geliyor. İşte işin sırrı burada. Türkiye'nin notunu yükseltseler bu silahçıların notları düşecek. Bu nedenle notçular Türkiye'de barışın ekonomiye getirdiği olumlu havayı görmezden geliyorlar. Neye dayanarak söylüyoruz bunu? Bingöl'de bu yıl şubatta alınan yatırım teşvik belgesi tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5.000 artarak 1 milyar 61 milyon liraya yükseldi. Böylece Türkiye'de barış süreciyle birlikte ekonomiye yansıyan olumlu hava faizlerin ve silahçıların işine gelmiyor. Hem silahçı hem de faizci barışta haksız kazandıkları paraları kaybedeceklerini biliyorlar.

Anlayacağınız "Reel faizler sıfır olsun" dediği mitingin ardından Başbakan Erdoğan'ın konvoyuna kimlerin suikast yaptığını barış sürecinin piyasalara etkisiyle daha iyi görebiliyoruz

24 Haziran 2013 Pazartesi

O parkın ırzına 62 yıl önce geçildi-Fatih Altaylı

İstanbul Gezisi’ne yapılacak “kışla- AVM-rezidans” için ağaçlar sökülmeye, kesilmeye başlanınca kıyamet koptu. Kararı çoktan alınmıştı. Ama her nedense “Yapılmaz canım” havası varmış. Başlanınca millet ayıldı. Epey bir kalabalık eyleme koştu. Gezi’lerine ve ağaçlarına sahip çıkmaya. Kim ne eylem yaparsa yapsın, kim ne derse desin, biz ne yazarsak yazalım... Yapılacak bir kere... Belli. 

KABAHAT PROST’TA 

Daha önce de yazdım buraların hikâyesini, başka vesilelerle. Hatırlatmakta beis yok. Bir daha yazalım.Taksim Parkı için uçkur aslında 1951’de çözüldü. Aslına bakarsanız, bütün kabahat Henri Prost denen mimarda. Bu belaları açan o. 1930’ların sonunda İstanbul Valiliği’ne “imar danışmanı” olarak geldiProst. Vali Lütfi Kırdar, ki adı Kongre Merkezi’nde hâlâ yaşıyor, İstanbul’u “modern bir kent” yapmak üzere getirdi Prost’u. Prost da İstanbul’un “Cumhuriyet dönemi imar ilkelerini” belirledi. Sur içine kat sınırlamaları koydu, eski kenti koruyacak önlemler almaya çalıştı. Bu arada elbette ki Taksim’e de el attı. Taksim’e dev bir meydan, bu meydanının önündenMaçka ve Dolmabahçe’ye kadar inen dev bir yeşil park, şimdi The Marmara Oteli olan yere de büyük bir Boğaz seyir terası konumlandırdı. Şimdi AKM’nin olduğu yerde daha farklı bir mimaride bir Opera Binası. Gezi Parkı olarak planlanan arazinin tam orta yerinde eski Topçu Kışlası vardı ve harap bir haldeydi.

21 Mayıs 2013 Salı

Baba öldü-Şaşırdım...Bomba...-Boston ve Reyhanlı-Dün ve bugün-Ergün Diler


Baba öldü

Giulio Andreotti öldü... 
İtalya'nın yakın tarihine damga vuran GLADYO'nun babasının ölüm haberi nedense basında çok yer bulmadı... 
Oysa İtalya'yı anlamak hem şimdiki Türkiye'yi hem de eskisini çözmek demekti! Andreotti 1956 yılında savunma bakanı oldu! Siyaseten önü hep açıktı.
Tıpkı bizdekiler gibi. Gidip gidip geliyorlardı! Bu genç adam bu koltuğa oturduktan sonra 40 gizli hücre kuruldu.
Bu hücrelerin her türlü olayı gerçekleştirme kabiliyeti vardı! Bu 40 hücrede 34 GAZETECİ ve 4000 asker ile polis görev yapıyordu! Eğitim merkezi SARDUNYA idi... Ülkeyi karıştıracak bütün TERÖRİSTLER burada yetiştirildi! Aslında P2 MASON LOCASI'nın da gizli lideri olan Andreotti bu şablonu oturturken, yanında daha sonra Cumhurbaşkanlığına kadar yükselecek olan Cossiga vardı! Cossiga ileride arkadaşına ömür boyu senatörlük vererek sadakatini gösterecekti! Bu iki isim devletin verdiği koltuklarla yoluna devam ederken, tıpkı bizim Türkiye'de göremediğimiz gibi derin güçler tarafından destekleniyordu! Görünmeyen güç P2 Mason Locası'ydı! Bu muazzam yapılanmada 962 üye vardı! Hücre yapılanmasını yani üyelerin isimlerin bilen tek kişi(Öyle söylenir!) Licio Gelli idi...

Son viraj-Değişim-Kim gidecek-Özel kuvvet!-Fötr şapkalı geldi!-Ergün Dİler


Son viraj


İnternet ve telefonun çağı değiştirdiğini, dünyayı küçük bir köy haline getirdiğini kabul ederiz. Zamanın yenildiğini, mesafelerin ortadan kalktığını, teknolojiyi üreten AKLIN her şeye hakim olduğunu reddetmeyiz! Ama konu Türkiye olunca dünya üzerinde YALNIZyaşadığımızı düşünürüz.
Sorunlarımızı ve fırsatları hep içeri açılan pencereden değerlendiririz!
DIŞ etkiyi kabaca geçip, farkında olmadan gizli gerçeğin açığa çıkmasını engelleriz!
Oysa Türkiye, artık dünyanın merkezi olduğu tartışılmayan Ortadoğu'nun en önemli ülkesi!
Sonuca tesir edebilecek tek güç!
Böyle olduğu içindir ki derdimiz hiç bitmez!
Kanla acıyla yaşadığımız son 60 yılın özeti içeride iki parça olmamızdır!
Söylenmese de siyaset, ekonomi, ordu ve MİT hep iki parçaydı!
Ankara, vatandaşın bilmediği bu tek parça olamama hali nedeniyle kaderini belirleyecek hiçbir karara el atamadı! Gelişmeleri uzaktan izleyen ve faturayı ödeyen oldu!
Oysa dünya küçük bir köydü!
Gören gözler için gizli saklı diye bir şey yoktu!
Paraya hükmeden BARONLAR, dünyanın bu küçülmüş halini yeterli görmüyordu! Bölünmesini düşündükleri devletleri ufak parçalara ayırmak istiyorlardı.
Bu gücün doğum yeri Amerika'ydı.
Ama oradaki herkes paradan para kazananlar gibi düşünmüyordu!
Sınırları ve devletleri önemsiyordu.
İşte görmek istemediğimiz savaşın asıl nedeni buydu!
Bu mücadelenin de gelip düğümlendiği yer Ortadoğu'ydu!

Ergenekon tasfiye edilemeseydi-Yiğit Bulut

 Cümleyi başlığa sığmadığı için yeniden yazmak istiyorum; Ergenekon tasfiye edilemeseydi, terör örgütü de tasfiye edilemezdi...
Sevgili dostlar, bugün “ne verdiniz de gizli anlaşma yaparak bunu sağladınız” sorusunu kendi kafa karışıklıkları içinde soranlar ve seslendirenler, çok önemli bir gerçeği göremiyorlar; bugün gelinen noktaya gelinene kadar o kadar önemli adımlar atıldı ve “yapılamaz” denilenlerin hepsi aşıldı...
Neler mi? Geçmişe dönün ve lütfen hatırlayın; MİT, GENELKURMAY ve POLİS’in bir bölümünün “tanımadığı, kendini bağlı görmediği” Hükmetler olsaydı acaba bu adımlar atılıp, görüşme-konuşma noktasına gelinebilir miydi!
Bir dostum yıllar önce şunu söylemişti; PKK bir AB projesi, Barzani bir ABD projesidir...
Çok yerinde bir tespit. 2001 krizinden çıkmış, 2003’te Süleymaniye’de “çuvallanmış” bir Türkiye’de herkes projesinden ve alacağı sonuçtan emindi... Aradan geçen 10 yılda, proje sahipleri Türkiye’ye karşı bir başarı şansları olmadığını, bölgede “Türkiye’siz bir denklemin” yürüyemeyeceğini çok ama çok net gördüler. Arkaları boşalınca projelerin de Türkiye’ye “yaklaşması-tasfiye olması” kurgulayanlar gibi “ne olacaksa Türkiye ile olacak” noktasına gelmeleri gayet doğal...

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Batı, terör ve biz Müslümanlar-Mustafa Akyol


LOS ANGELES

Son bir haftadır bir dizi konferans için ABD’nin Batı yakasındayım. Ve ne zaman televizyonu açsam aynı mevzuyla karşılaşıyorum: Boston saldırıları. Yani, Amerika’nın öteki ucundaki maraton yarışında patlatılan ve üç kişiyi öldürüp onlarcasını ağır yaralayan terör eylemi.

Bu eylemin büyük bir suç olarak lanetlenmesi gerektiğine kuşku yok. Tümüyle sivil insanların hedef alındığını, kurbanlardan birinin sekiz yaşındaki bir çocuk olduğunu düşünürseniz, ortada her türlü savaş hukukunu ve insani değeri çiğneyen kör bir şiddet var. 2008 yılında İstanbul Güngören’de düzenlenen ve yine masum sivilleri hedef alan bombalı saldırıyı hatırlatıyor biraz.

3 Mayıs 2013 Cuma

Bombalar boş yere patlatılmaz-İbrahim Kiras


Boston Maratonu’nda yaşanan patlamanın ardından iki gün bile geçmeden Teksas’taki bir fabrikada gerçekleşen patlamayı duyunca birçok kişinin aklına aynı eyaletin yine aynı bölgesinde 1993 yılında yaşanan trajik olay geldi. Benzerleri Amerika’da bolca bulunan Davidian Kültü’ne mensup bir dinî grubun yaşadığı çiftlik evini aramak isteyen FBI ajanlarıyla tarikat üyeleri arasında silahlı çatışma çıkmış, sonuçta çiftlik evinin yanmasıyla 76 kişi ölmüştü.
Elbette Boston saldırısının duyulmasının hemen ardından hatırlanan bir diğer olay 1995’teki Oklahoma City bombalaması. 168 kişinin hayatını kaybettiği bu korkunç olayın günümüzle benzerliklerinin başında o zaman da olayın failleri olarak “İslamcı teröristlerin” aranmasıydı. Çünkü 1993’deki Dünya Ticaret Merkezi bombalamasının sorumlusu olarak aşırı İslamcı bir grubun ortaya çıkarıldığı henüz unutulmamıştı. Bu yüzden ancak ABD vatandaşı Timothy McVeigh’ın Oklahoma olayının faili olduğu anlaşılınca ülkedeki Müslümanlar biraz nefes alabilmişlerdi o tarihte.

29 Nisan 2013 Pazartesi

Vahşi ve tiksindirici imparatorluk-Kemal Özer


11 Eylül saldırısı dâhil, El Kaide adına üstlenilen saldırılardan Laden’in haberi var mıydı? Şayet yoksa fatura ona mı kesildi? Ya da birileri bunları kurgulayıp, Laden de bunlara sessiz mi kalıyordu? 


Yahut tartışıldığı anlamda bir mite dönüştürülen “Laden” diye biri yok da, bir kurgu dünyasında mı yaşatılıyorduk.
Laden 11 Eylül’ü yapabilecek güç ve kabiliyette miydi? Madem bu kadar güçlüydü, neden daha büyüklerini yap(a)madı?

26 Nisan 2013 Cuma

PKK'yı, Kürt petrolü bitirdi-İBRAHİM KARAGÜL


PKK'nın silah bırakması, Kandil'den bugün yapılacak açıklamadan sonra sınır ötesine çekilmeye başlaması, Türkiye'de iç barışın yeniden inşası yönünde çok yoğun bir enerjiye, özverili çabalara tanık oluyoruz. Siyaset, medya, iş dünyası ve sivil toplum örgütleri tam bir seferberlik havasında çalışıyor. Bu yönüyle tarihi nitelikli gelişmeler oluyor.

Ama gözden kaçırdığımız bir nokta var. Sürecin Türkiye dışında bölgeye etkileri üzerinde fazla durulmuyor. Barış süreci ile bölgenin yeniden şekillenmesi arasında inanılmaz bir bütünlük var. Üstelik bu bütünlük, sadece Türkiye ve bölgesel güçlerle de sınırlı değil. Neredeyse uluslararası sistem, bütün unsurlarıyla Türkiye'nin iç barışını destekler pozisyona girdi.

Boston saldırısı, beyaz ırkçı terör-İBRAHİM KARAGÜL


Boston saldırısı, beyaz ırkçı terör

Boston'da, yirmi bin kişinin katıldığı maraton koşusunu ve kütüphaneyi hedef alan eş zamanlı bombalı saldırıdan sonra ABD güvenliği 'Müslüman ve esmer avı' başlattı.
Yirmi yıldır, her güvenlik sorununda Müslümanların 'olağan şüpheli' olmasına ve ABD güvenlik birimlerinin aşırı abartılı güvenlik önlemlerine hatta paranoyalarına bakılırsa, operasyonlar bir süre daha devam edecek. Belki birkaç örgüt mensubu gözaltına alınacak, hatta El Kaide, olmazsa adı duyulmamış örgüt isimleri servis edilecek.