Elimde bir gazete var.
24 Nisan 1972 tarihli.
Milliyet Gazetesi 9. sayfa.
CHP milletvekili Turhan Özgener'in konuşmasını okuyorum; "Ben komisyonda idamlara evet demiştim.
Kendi oğlum da olsa ipini ben çekerim."Peki bu konuşma neden yapılıyor?
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını asmak için.
CHP milletvekili "Oğlum da olsa ipini ben çekerim"diyor.
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Temmuz 2013 Cuma
26 Mayıs 2013 Pazar
Yakup Kadri’den Falih Rıfkı’ya mektupla CHP eleştirisi/ AYŞE ADLI
9 Nisan 2012 / AYŞE ADLI
Yakup Kadri’nin ömrünün sonunda Falih Rıfkı’ya yazdığı ve ilk kez Aksiyon’da yayımlanan mektup, bu muharrirlerin sandığımızın aksine Cumhuriyet ideolojisinin taşıyıcısı değil, sistemi tesis etmeye talip olduklarını ortaya koyuyor.
48 sene önce Ankara’dan İstanbul’a gönderilmiş bir mektup duruyor masada. O sıralar 75 yaşındaki bir adamdan, kendinden 5 yaş küçük meslektaşına, kader arkadaşına yollanmış. Merakımızı tetiklemeye bu bilgi bile kâfi aslına bakarsanız. İki eski dost ve geride kalmış koca bir tarihten neler sızmış kim bilir satırlara? Ancak fazlasına hazırlıklı olmak gerektiğini biliyoruz. Zira zarfın gönderici hanesinde Yakup Kadri Karaosmanoğlu, alıcı hanesinde ise Falih Rıfkı Atay’ın isimleri var. Sadece iki insanın değil, bir ülkenin tarihi yazıyor bu kâğıtta. Yakup Kadri’nin tabiriyle ‘büyük bir devrin hasreti içinde kalbi birlikte burkularak son günlerini yaşayan iki ihtiyar dost’ 50 yıllık bir seyahate, muhasebeye davet ediyor bizi…
24 Mayıs 2013 Cuma
Bürokratik saltanat-İmtiyaz-Yavuz Bahadıroğlu
Bürokratik saltanat
Birkaç milletvekiliyle görüştüm. “İmtiyazlar” konusunda haklı olduklarını düşünüyorlar. Ben de sordum: “Madem haklı olduğunuza inanıyorsunuz, neden gecenin bir vakti gümrükten mal geçirir gibi geçirdiniz?” diye sordum.
“Öyle denk geldi” demekten başka bir cevap alamadım.
Hayır, öyle denk getirildi. Haklı olduğuna inanan insan, haklılığını herkesin önünde çatır çatır savunur. Öyle gece imzala, gündüz imzayı geri çek olmaz!
Gerçi ben milletvekili maaşının yeterli olmadığına inanıyorum. Çünkü “seçmen ağırlamak” gibi, çok ağır bir alışkanlık var Türkiye’de. Bu da ayda hatırı sayılır bir miktar tutuyor.
Madalyonun bir yüzü böyle… Ama bir de öteki yüzü var: Asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlarca insan yaşıyor bu ülkede. Üç kuruş maaş alan emekliler. En beteri de işsizler… Böyle bir ülkede milletvekilinin aldığı maaş bile göze batar. Kimine göre yüz lira “büyük para” iken, kimine yüz bin lira beş para…
Yine de bence asıl tasarruf başka alanlarda yapılmalı. Mesela üst düzey bürokratlara tahsisli tatil yerleri, dinlenme mekânları, orduevleri, tatil köyleri, lojmanlar…
Saymakla bitiremezsiniz.
12 Nisan 2013 Cuma
Türkeş ve başkanlık-Taha Akyol
ALPARSLAN Türkeş’in geçmişte başkanlık sistemini savunduğunu MHP’li birçok kimse Başbakan Erdoğan’dan öğrendi!Bunda şaşılacak bir şey yok. Çünkü...Türkeş’in başkanlık sistemini savunması 1960’ların sonu, 1970’lerin ilk yarısı gibi hayli geride kalmış bir dönemdedir. Ondan sonra Türkeş başkanlık sistemini ağzına almamış, fakat Dokuz Işık kitabının bu eski sayfaları yeni baskılarında yer almaya devam etmiştir.Türkeş’in başkanlık sistemini savunması o kadar eskidir ki, Başbakan’ın okuduğu Dokuz Işık sayfalarında “Senatonun kaldırılması” savunulmakta, “Tek Meclis” istenilmektedir. 1980’de Senato zaten kaldırılmış, Türkiye “Tek Meclis”e dönmüştür. Merhum Türkeş de 1997’deki vefatına kadar bir defa olsun >“başkanlık sistemi”dememiştir.
1 Nisan 2013 Pazartesi
Hürriyetsiz Cumhuriyet olur mu?Yavuz Bahadıroğlu
Oldu: 1950 öncesi, Türkiye’nin yönetim biçimi “Hürriyetsiz Cumhuriyet”tir! CHP’nin sık sık, “Cumhuriyeti biz kurduk, demokrasiyi biz getirdik” şeklinde övünmesi ise koskocaman bir kandırmacadan ibarettir.
Zaten başka ne yapabilirdiniz ki? Saltanat ve hilafet devam etseydi, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakan olamayacaktınız! Yani, Cumhuriyeti kuranlar açısından, cumhuriyet bir “mecburi istikamet”ti.
30 Mart 2013 Cumartesi
Sovyetler’le Çin kapışınca biz de birbirimize girdik!/ MUHSİN ÖZTÜRK-ESİN KAYA
6 Ağustos 2012 / MUHSİN ÖZTÜRK-ESİN KAYA
Sola dair tartışmalar içinde Oral Çalışlar’ın söylediklerine bir pencere açmak istedik. Solun Türkiye tarihi büyük kitapların konusu ama Çalışlar’ın yetkinlikle söylediği ve pek duymaya alışık olmadığımız sözleri tartışmaya değer.
Genç neslin en son iktidarını dahi hatırlamadığı ‘sol’un geleceği konusunda tahminde bulunmak, karanlık dehlizlerde yön bulmaya benziyor. CHP kurultayları öncesi ve sonrasında yazılanlara bakmak yeterli bunun için. Ancak solun, iktidar olmak ya da olmamak dışında, sonuçları solla sınırlı olmayan bir hikâ-yesi var. ‘Sol nereye gidiyor?’ sorusundan önce ‘Sol buraya nereden ve nasıl geldi?’ meselesi de önemli. Başkalarının ‘liberal’, kendinin ‘solcu’ diye adlandırdığı Oral Çalışlar’ın yarım asra varan tanıklığı ile işe koyulabilirdik. Kuvvetli bir sağ iktidarın karşısında demokratikleşme, militarizm, devletçilik gibi en temel meselelerde toplumsal karşılık bulacak siyasetler üretemeyen solun temel krizi ne olabilir? Soldan bahis açmışken sağın da Soğuk Savaş yıllarıyla yüzleşmesi gerektiğini vurguluyor Çalışlar. Ama konumuz sol…
26 Mart 2013 Salı
CHP’nin parti kapattıran demokrasi anlayışı-Mustafa Armağan
CHP’nin parti kapattıran demokrasi anlayışı
1930 Ağustos’u Türkiye Cumhuriyeti ufuklarında bir fecr-i kâzip (yalancı şafak) gibi doğuyordu.
5 yıllık Tek Parti yönetimi üst yapı devrimleri ile övünürken, devrimlerin baş döndürücü hızı ve başarısız ekonomi politikaları yüzünden halk zor günler yaşıyor, hatta açlık tehlikesine uğrayanların haberleri basında yer bulabiliyordu. Zaten “tekâlif-i milliye” kanunu halkın elindeki mal varlığını cebren almış, malının yüzde 40’ı Milli Mücadele’ye hibe edilmişti. Buna aşarın yerine konulan ağır vergilerin yükü eklendiğinde üretici ve köylünün sırtındaki kambur iyice büyümüştü. Fethi Okyar, hatıralarında bu durumu Gazi’ye şöyle aktardığını yazar:
“Hariçten malî ve iktisadî vaziyetimiz pek fena görülüyor. Vergiler artırılmıştır, girişimciler ancak geçimini sağlamak ve vergisini verebilmek için çalışmaktadır. Kimsede sermaye kalmamıştır. Parasızlık, fakr u zaruret yüz göstermiştir.”
Bunun üzerine Gazi Paşa’nın teklifi ile bir muhalefet partisi kurmakla görevlendirilen Fethi Bey, tarafsızlık noktasında bir tereddüt yaşar. Gazi’ye tarafsız kalıp kalamayacağından emin olmak istediğini söyler. O da tarafsız kalacağını beyan eder. Fethi Bey ısrar eder; yalnız tarafsız kalmayacak, aynı zamanda iki partiye de eşit muamele ve yardımda bulunacaktır. Gazi bunu da kabul eder, hatta kuruluş için gerekli parayı bizzat verir Fethi Bey’e. Ardından 40-50 milletvekili ile işe başlamasının iyi olacağını, hatta kızkardeşi Makbule Hanım’ı da partisine kurucu üye yapacağını vaat eder.
Lakin işler farklı gelişir. 40-50 milletvekili ile yönetilebilir bir muhalefet olarak tasarlanan Serbest Cumhuriyet Fırkası, beklenmeyen bir performans gösterince, hele ki İzmir mitingine 50 bin kişi katılıp Fethi Bey’in önüne çıkarak “Kurtar bizi” feryatlarını basınca işin rengi aniden değişir. Yerel seçimlerde de Serbest Fırka’nın hatırı sayılır bir miktarda oy alacağı belli olunca baskılar, işkenceler, hatta halkın oy kullanma hakkına müdahaleler birbirini takip eder. Tekkelerin önlerinin süpürülmeye başlandığına, feslerin kalıplandığına vs. ilişkin malum irtica silahlarının kılıfından çıktığına da tanık olunur. Bir de ciddi bir oy alması, iktidarın alarm zillerini çaldıracak ve sonuçta kapatılması için düğmeye basılacaktır.
14 Mart 2013 Perşembe
Hangi Sol - Ardan Zentürk
Venezuela’nın karizmatik lideri Chavez’in arkasından Küba’nın ağıt yakması normal. Çünkü Chavez, Küba’nın ihtiyacı olan petrolün üçte ikisini çok düşük fiyatla veriyor, karşılığını da çoğunluğunu Venezuela’nın sağlık sisteminde doktor olarak istihdam ettiği 44 bin Kübalı iyi eğitimli profesyonelin maaşlarından tahsil ediyordu!..
Tezkerenin 10. yıldönümünde-Fehmi Koru
İnsanların olduğu gibi ülkelerin de yıldızlarının parladığı anlar vardır. Ülkemiz için son onyılların en kritik olayı, ABD’nin Irak macerasına yol arkadaşı olarak seçtiği Türkiye’nin bu teklifi reddetmesidir.
Türkiye’nin de, Ak Parti’nin de yıldızı o red olayıyla parladı.
Eski dünyadan kalanlar: Merkez bankalarının ya da Chavez'in Bağımsızlığı-Cemil Ertem
Geçen gün Japonya Başbakanı Shinzo Abe’nin Japonya Merkez Bankası’na Asya Kalkınma Bankası Başkanı Kuroda’yı aday göstermesinin Batı için oldukça rahatsız edici olduğunu yazmıştım. Büyük bir olasılıkla, şimdiye değin süregelen politikalardan ‘niteliksel’ olarak farklı bir çizgi izleyecek Kuroda JOB Başkanı olacak. Ancak ilk açık itiraz Amerikan Merkez Bankası’ndan (Fed) geldi. Fed Dallas Başkanı Richard Fisher, Abe’nin 15 yıldır devam eden durgunluğu sonlandırmak adına Japonya Merkez Bankası’nı siyasallaştırdığını söyledi. Yani pes demek lazım. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) yalnız Vietnam Savaşı’ndaki siyasi rolünü görmek için 1964-1970 arasındaki para arzı artışına bakmak yeterli. Bu dönemde Fed, kamu harcamalarının askeri harcamalara bağlı olarak artmasına paralel para arzını da artırmış ve şimdi olduğu gibi enflasyonu göze almıştır. Yine bu dönemde ABD’de işsizlik azalmış ve bugün Fed’in hedefi olan doğal işsizlik oranına inmiştir. O dönemde doğal işsizlik oranı yüzde 5 olarak görülüyordu ama Vietnam Savaşı boyunca işsizlikte hiçbir sorun olmamıştır. Çünkü para musluklarının başında savaşı destekleyen ‘siyasi’ bir Fed vardı. Tabii ki bu işin sonu, 1971’de doların altına olan bağımlılığının kaldırılması, soğuk savaş konjöktüründen yararlanan işgalci ve militarist bir ABD ve 1973’te başlayan büyük kriz çevrimi olmuştur.
6 Mart 2013 Çarşamba
1 Mart manşetleri- BÜLENT ERANDAÇ
1 Mart 2003 günü TBMM, Ortadoğu ve Türkiye'nin kaderini belirleyecek çok önemli bir oylama için toplandı.
ABD Başkanı oğul Bush, babasının yarım bıraktığı Irak işgalini tamamlamak için heyecanla bekliyordu. Amerikan askerleri Türkiye üzerinden Irak'a geçecekler, Irak içlerine gireceklerdi. ABD, kararın (evet) yönünde çıkması için diplomasi ve ekonomideki tüm gücünü seferber etmişti. 10 yıl sonra o dönem medyada atılan manşetlere bakınca, "İnsan insanın kurdudur"deyişinin doğruluğunu bir kez daha anlarsınız.
En nitelikli ama en etkisiz hükümet-İlber Ortaylı
12 Mart muhtırasından sonra 19 Mart 1971’de başbakan olarak atanan Nihat Erim’in kabinesi bilgili ve yetenekli isimlerden kuruluydu ama hiçbir temel soruna el atamadı
Bundan 40 yıl önce, 12 Mart 1971’de Türkiye bir askeri darbe daha yaşadı. Sultan Abdülazizdöneminden beri yaşanan darbelerin aksine, tamamıyla emir ve komuta zinciri içinde bir darbe yapılmıştı ve hatta bu hiyerarşinin dışında bir darbe planlayanlar kısa zamanda saf dışı bırakıldı ve hapsedildiler. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay da darbeyi yapanlarla bir uyum içindeydi.
4 Mart 2013 Pazartesi
ABDULLAH GÜL’ÜN O TOPLANTIDA NE İŞİ VARDI-Banu Avar
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 24 Eylül’de New York’da adlı örgütün yuvarlak masasındaydı. Ve bu gizli, masonik, ‘dünyayı işgal’ amacı güden Siyonist oluşumun toplantılarına 3. kez katıldı.
1997 de katıldığı toplantıda CFR’nin konusu Refah Partisi idi. Bu toplantı sonrası Refah Partisi içinden AKP doğacaktı.
3 Mart 2013 Pazar
Türkiye, Avrupa’daki 4’üncü tek parti diktatörlüğüydü-Cemil Koçak
Türkiye’nin iki dünya savaşı arasındaki dönemde Avrupa’da kurulan diktatörlüklerden hayli etkilendiği kabul edilir de, tarihsel sıralamada Avrupa’daki dördüncü tek parti diktatörlüğü olduğu nedense hep göz ardı edilir.
28 Şubat 2013 Perşembe
68 kuşağı balondur-Engin Ardıç
Kırk beş yıldır bu konuda tonlarca mürekkep tüketildi. Şimdi, bir avuç ihtiyardan başka kimsenin aldırmayacağı bir kitap daha yayınlanınca (adı "Afişe Çıkmak"), birkaç yaşlı yazar gene gençlik günlerini hatırlıyor...
Malum teranedir: 1968 yılının ünlü olayları bir başkaldırıymış, bir heyecanmış, onu çok sevmişlermiş falan.
68 olayları, Fransa'da, "huzur azgını" üniversite gençliğinin polise saldırma ve ortalığı kırıp dökme girişimiydi.
Nitekim öyle de kaldı. "Devrim" mevrim olmadı.
15 Şubat 2013 Cuma
Gazetecilik mesleği üzerine..AVNİ ÖZGÜREL
Teknolojinin de katkısıyla, pek çok işin eskiye kıyasla basitleştiği, nisbeten hafiflediği dolayısıyla ucuzladığı bir dönemi yaşıyoruz.. Örneğin siyaset.. Çok kolaylaştı artık.. Seç lideri havale et her şeyi!.. O ne dese doğru, haklı; ne yapsa isabetli..
Teknolojinin de katkısıyla, pek çok işin eskiye kıyasla basitleştiği, nisbeten hafiflediği dolayısıyla ucuzladığı bir dönemi yaşıyoruz.. Örneğin siyaset.. Çok kolaylaştı artık.. Seç lideri havale et her şeyi!.. O ne dese doğru, haklı; ne yapsa isabetli..
Ordu komutanlığından iş adamlığına, yargıçlıktan akademisyenliğe her yerde durum aynı...
13 Şubat 2013 Çarşamba
Milliyetçi sağın şiddetle imtihanı-Bülent Korucu
Darbeler ve darbecilerle hesaplaşma süreci yaşayan ülkemizde yeni bir yüzleşmenin ayak izleri fark ediliyor. Askerî müdahalelere bilerek veya bilmeden katkı yapan sivil unsurları da açığa çıkarabilecek bir kımıldanış bu.
Halil Berktay’ın 1 Mayıs vesilesiyle solda başlatmaya çalıştığı muhasebenin sağ cenahta da karşılık bulması gerekiyor. Aslında ajan provokatörler hariç iki kesimdeki insanların darbeye bilerek yataklık etmesi uzak ihtimal. Onun için yüzleşme, darbe parantezinden uzaklaşıp, şiddete ve silaha bulaşma zemininde yürürse sağlıklı sonuçlar verebilir.
Prof. Dr. Ahmet Nezihi Turan: Evet, davaya ihanet ettim!/ MUHSİN ÖZTÜRK
1 Ekim 2012 / MUHSİN ÖZTÜRK
Karşılaştığı sorunlara çözüm üretemeyen, o koltuğa oturduğunda ‘çocukluğuna doğru yolculuk’ yapar. Travmayı atlatmanın yoludur bu. Geçmiş konuşulamıyorsa gerçeğin hayli uzağında olabilirsiniz çünkü. Prof. Dr. Ahmet Nezihi Turan’ın 70’ler milliyetçiliğini konuşması da böyle bir gerçeklik arayışı.
Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Nezihi Turan, Sâmiha Ayverdi ekolünden bir tarihçi. Bu ekolle 70'li yıllarda ülkücü hareketin içindeyken tanışıyor. Ülkücülükle teması ise lise yıllarına rastlıyor. Dostluğun öne çıktığı, Munzur Nehri'nin öte tepesinde konuşlanan Tunceli Öğretmen Okulu'nda başlayan bir hikâye bu. 73'ten 80'lere kadar içinde olduğu hareketle birlikte bütün o hercümerci yaşar. 12 Eylül darbesi gelmeden hareket içinden destek bulduğu abilerinin de etkisiyle şiddetle ilişkili durumlarını eleştiri konusu yapar. Eleştirilerini yüksek sesle dillendirmeye başladığında tepki büyüktür. “Davaya ihanet ediyorsun.” derler, ki o da bunu inkâr etmiyor: “Evet, yavaş yavaş ihanet etmeye başlamıştım.” Dostluklar baki kalsa da, 12 Eylül'le beraber örgütsel ve ideolojik bağlarını tamamen koparır ülkücülükle. 70'li yıllarda ülkücü hareketin önde gelen isimlerinin yaşananlarla yüzleşmesi gerektiğini düşünüyor, bunu ahlaki sorumluluk olarak görüyor. Bu kadarla kalmayıp konuşuyor da…
Adnan Menderes kimdi?Bülent Korucu
Türkiye Cumhuriyeti’nin bilmem kaçıncı başbakanı diye verilip geçiştirilecek bir cevap değil aradığım.
Siyasi tarihçiler ve bilhassa politikacılar da bu cevabın peşinde. Ölümünün üzerinden geçen 51 yıla rağmen etkisi devam ediyor. Bıraktığı siyasi miras öylesine bereketli ki hasadı hâlâ bitmedi. Adı anıldığında halkın verdiği tepki pek çok siyasetçinin iştahını kabartıyor. Sahi kimdi Adnan Menderes? Neden böylesine sevildi ve tesiri bu kadar uzun oldu? Hata ve sevabıyla tahlil edilebilse yol gösterici olmaz mı?
12 Şubat 2013 Salı
Oyları sayıp yaktılar- Erhan Afyoncu
1946 seçimleri açık oy, gizli tasnifle tarihe geçmiş bir seçimdir.
Seçimin bu yönünü hemen hemen herkes bilir, ancak oyların sayımdan sonra yakıldığı pek bilinmez
Türk milleti 65 yıldır kendi iktidarını kurma mücadelesi veriyor. İşin ilginç yanı bu mücadele halkın kendi değerlerini yaşamaya çalışması yüzünden veriliyor. Sen dinini böyle yaşayacaksın, ibadetini böyle yapacaksın şeklindeki zorlamalardan kurtulmak isteyen halkımıza, asırlardan beri oluşan geleneği yaşamak isteyen milletimize hep engel çıkarıldı. Halk uğraşıp, didinip, tek parti zihniyetine karşı sandık başına koştukça, sandıkta engelleyemeyeceklerini anlayan zihniyet darbelerle milletin önüne engeller çıkardı. 1946 seçimlerinde başlayan bu süreç İnşallah sona erdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




.jpg)

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

.jpg)


.jpg)