31 Ocak 2013 Perşembe

Kanunlara uymayan fırıncılar ibret olsun diye fırınlarının önünde asılırlardı-Erhan Afyoncu


Osmanlı döneminde ikaz edildikleri halde kanunlara uymayan fırıncılar fırınlarının önünde idam edilirlerdi.
Ekmeğe zam meselesi tartışılıyor. Zam meselesi kadar ekmeğin kalitesi de konuşulsa çok daha iyi olacak. Osmanlı İmparatorluğu'nda en fazla kontrolü yapılan ürün ekmek ve et idi. Nitekim Birinci Abdülhamid, devlet adamlarına hitaben kendi eliyle kaleme aldığı bir emirde, "Her şeyden önemli olan et ve ekmektir" demekteydi. Ekmek Osmanlı arşiv belgelerinin birçoğunda "nân-ı aziz" olarak belirtilir.

PADİŞAHLAR FIRIN DENETLİYOR
Halkın ucuz ve iyi buğdaydan yapılmış ekmek yiyebilmesi için sıkı bir denetim mekanizması geliştirilmişti. Ekmek halkın ana gıdası olduğu için başta padişah ve sadrazam olmak üzere bütün devlet görevlileri fırınları sıkı bir denetim altında tutarlardı.
Fatih Sultan Mehmet bazen resmi olarak, bazen de tebdil-i kıyafetle, yani kıyafet değiştirerek Unkapanı'ndaki, Kapalıçarşı'daki esnafı sık sık dolaşarak, devletin koyduğu kanunlara uyulup uyulmadığı kontrol etmişti. 1774-1789 yılları arasında Osmanlı tahtında bulunan Birinci Abdülhamid de sık sık esnafı denetleyen padişahlardandı. Sultan Birinci Abdülhamid, tebdil-i kıyafet ederek fırınlara gider, ekmeğin ağırlığını, rengini, içine konan maddeleri kontrol ederdi.
Kanunnamelere göre, "Unun ince elekten elenmesi, ekmeğin tamamı pişmesi ve beyaz olması, kokusunun olmaması" gerekmekteydi. Ekmeğin içerisinde başka bir madde bulunursa veya çiğ pişmişse fırıncı falakaya yatırılırdı. Ancak zaman zaman fırıncıların bu tür uygulamalar çok ağır bir şekilde cezalandırılmıştır. 1788 yılında İstanbul'da fırıncıların pişirdiği ekmeğin siyah ve kötü olması yüzünden birkaç ekmekçi idam edilmişti.
FIRININ ÖNÜNDE ASILAN FIRINCILAR
Eğer ekmek kanunnamede belirtilen gramajın altındaysa fırıncının kafasına suçlu olduğunu belirten tahta bir külah geçirilir veya para cezası verilirdi. Gramajda meydana gelen yüzde 5 oranındaki sapmalar beşerî bir yanılma olarak görülüp ekmekçi esnafına herhangi bir ceza uygulanmaz ancak sapmalar bu oranı aştığı zaman ekmekçiler ikaz edilirdi. Eğer devletin belirlediği gramaja aykırı tutumlar tekrar ederse ceza uygulanmaya başlanırdı.
Ekmek sıkıntısına veya ekmekteki yolsuzluklara karşı alınan en sert önlem fırın işletmecisi veya çalışanlarının işyerlerinin önünde asılmasıydı. 21 Mart 1772'de Üçüncü Mustafa Vezneciler'de bir ekmekçinin tezgâhtarını başkalarına ibret olması için astırmıştı. 8 Mart 1774'te de Kaymakam Süleyman Paşa Vefa Meydanı'nda bir ekmekçiyi idam ettirmişti.
EKMEĞİ GÖRSEN AĞLARSIN
Osmanlı tarihinin en ilginç hükümdarlarından biri olan Birinci Abdülhamid esnafı en çok denetleyen padişahlardandı. Bu konuda mükemmel bir kitap hazırlamış olan Fikret Sarıcaoğlu "Kendi Kaleminden bir Padişahın Portresi: I. Abdülhamid" isimli eserinde padişahın bu denetimlerini teferruatlı olarak anlatır.
Birinci Abdülhamid döneminde savaşlar ve yangınlardan dolayı İstanbul halkı büyük sıkıntı çekmişti. Sultan sık sık tebdil-i kıyafetle şehri dolaşır, denetimleri bizzat yerinde yapardı. Birinci Abdülhamid dolaştığı fırınlara gördüğü aksaklıkları yetkililere hitaben bizzat kendi eliyle yazdığı emirlerde belirtiyor, numune olarak aldığı ekmekleri rengi ve gramajlarına bakılması için kaymakama, yani sadrazam vekiline gönderiyordu.
Yazdığı emirlerde durumu "Nân-ı aziz deyü pişirilen ekmekler hâşâ hürmete hemen çamurdan ibaret bir şey... Köpekler dahi yemez", "Bugün mevcut nân-ı azizin hemen darı ve arpadan ibaret olup buğdaydan eser olmadığını bilirim", "Yapılan ekmekleri yiyip helâk olanları haddi hesabı yoktur diye konuşulur" şeklinde belirten Birinci Abdülhamid'in bir yazısı çok dokunaklıydı: "İstanbul'da nân-ı azizi görsen, billâhi ağlarsın. İnsan değil köpek yemez. Bilirim savaş vakitleri böyle... Yiyenler hastalanır. Bari yalnız darı olsa, bu kadar olmaz. Tersane'den verdiklerine bakla, nohut tanesi gibi sair şeyleri karıştırıyorlar".
KOMŞUYU RAHATSIZ EDEN FIRIN KAPATILIRDI
Mahalle içerisindeki bir fırının dumanı komşuların rahatsız ederse, o fırın kapattırılırdı. Fırınların dumanlarıyla ilgili 1715-1716 yıllarında şeyhülislamlık yapan Abdurrahim Efendi şu fetvaları vermişti:
Soru: Bir mahallenin ortasında Zeyd bir ekmekçi fırını açmış olsa, o fırının dumanı çevredeki Müslüman evlerine zarar verse, halkı rahatsız etse Müslümanlar, Zeyd'e zararlarını karşılatabilirler mi?
Cevap: Karşılatabilirler.
Soru: Zeyd evlerin arasında daim olmak üzere bir ekmekçi fırını ve bir börekçi fırını inşa etse ve dumanından çevredeki halk zarar görse ve rahatsız olsalar, hâlen mahalleli o zararı Zeyd'e ortadan kaldırtmaya kadir olurlar mı?
Cevap: Olurlar.

Hiç yorum yok: