2 Ocak 2013 Çarşamba

İyi başladık - Ergün Diler

Yeni yılın ilk günü herkesin aklına bir şeyler gelir... 
Belki hayallere, belki geleceğe, belki de aşka dair... Benim aklıma şimdi olmayanlar geldi.
Geri dönüp baktığımda bunca haberini yaptığımız onlarca KUDRETLİ isim ortada yoktu.
Nasıl olmuştu kaybolmaları?
Kim emir vermişti?
İrade kimdi?
İlişkiler nasıl kuruluyordu?
O BEYİN Türkiye'yi nereye sürüklemek istiyordu?
Ve biz neden elmalarla armutları karıştırıyorduk?
Bizden gerçeği gizleyen kimdi?
2013'ün Türkiye'sinde görevi ve kimliği olan insanların konuştuğunu, tartıştığını görüyorsunuz!
Oysa geri dönüp baktığınızda tablo bambaşka...
Hatırlayın!
Abdullah Çatlı, Mehmet Ağar, Hüseyin Baybaşin, Alaattin Çakıcı, Kürşat Yılmaz, Sedat Peker, Korkut Eken, İbrahim Şahin, Ayhan Çarkın, Eyüp Aşık, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Esat Kıratlıoğlu, Doğan Güreş, Veli Küçük, Çevik Bir, Teoman Koman, Erol Özkasnak, Şevket Kazan, Oğuzhan Asiltürk, Özer Çiller, Sedat Bucak, Hüseyin Kocadağ, Haluk Kırcı, Gonca Us, Yaşar Öz gibi ismini sayamayacağımız yüzlerce insan hayatımızın gelip tam ortasına oturuyordu.
Hepsinin bir rolü vardı!
Bilerek ya da bilmeyerek herkes gereğini yapıyordu!
Mesela kendini DEMİR LADY Margaret Thatcher'a benzeten Tansu Hanım, MİT ve Genelkurmay'a güvenmeyip kendi örgütünü kuruyordu! PKK ile mücadele için polisin içinden çıkardığı ve Abdullah Çatlı gibi isimlerin de içinde yer aldığı bir yapılanmayı hayata geçiriyordu!
Ona göre kurşun atan da yiyen de kahramandı!Devletin Başbakanı, devletin askerine ve istihbaratına güvenmiyordu. Ergenekon sürecinde dönüp bakılmayan bir alandı bu! PKK ortak düşman da olsa devlet farklı kanallardan gidip sonuç almaya bakıyordu. Tansu Hanım askere güvenmezken, Genelkurmay Başkanı ile arasından su sızmıyordu. MİT'e güvenmese de MİT'te görev yapmış isimlerle yollarını birleştiriyordu.
Mafya kol geziyor, devlet rutin dışına çıkıyordu.
Kimin başına nerede ne geleceğini sadece devlet biliyordu! Faili meçhuller tavan yapmıştı...
Güneydoğu'da görev yapacak PAŞA bile bulmak zorlaşmıştı. Kimse oraya gitmek istemiyordu. Kurt puslu havayı severdi. Öyle de olmuştu. Hukuk ve devlet, kendini silahla hissettiriyordu. Demir Lady'ye özenen Çiller, ara sıra gaf yapsa da özendiği Thatcher gibi et, süt, yumurta fiyatlarını ezbere söylüyordu. O da tıpkı İngiltere Başbakanı gibi etrafında KADIN barındırmıyordu! Hep erkeklerle çalışıyordu. Elini dizine koyduğu isim kendini kaybediyordu. Hatırlarım seyrek saçlı bir vekil, Marmara'ya açılıp ADALAR arasında yüzerek kendini kanıtlamaya çalışmıştı!
Çiller cömertti! İki anahtar vererek insanları mutlu ediyordu! Ev ve araba artık hayal olmaktan çıkmıştı!
Bir başka Başbakan Mesut Yılmaz Macaristan'da bir kumarhanede yumruk yiyor, ülkenin imajı yerlere düşüyordu. Süleyman Bey, Köşk'e çıkarak dengeleri kontrol etmekten iş yapamıyordu!
Mafya ile iç içe geçen pazarlıklar, banka satışları, canlı yayınlarda suikast tehditleri, organize cinayetler ve Susurluk kazası... 
Alaattin Çakıcı, Acun Ilıcalı'dan daha ünlüydü! Her akşam bir kanalda kimin ne zaman vurulacağını açıklıyordu! Gariptir, dediği de oluyordu!
Rüzgar ülkenin aleyhinde esiyordu... Batan bankalar, giden milyarlarca dolar... Para dışarı gittikçe içeride ayrıştırma son hızla devam ediyordu!
Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Arap, Çerkes, solcu, sağcı, irticacı gibi...
Toz kondurmadığımız devlet, nedense bilerek ya da bilmeyerek hepimizi takip etmekle kalmayıp kamplara ayırıyordu!
Oysa Türkler'in kurduğu tüm devletlerde herkes özgürce yaşayabiliyordu! Ama bir el bunu istemiyordu! Israrla"Ayrıştırın ki zamanla bölünsünler" diye emir yağdırıyordu!
Bu kimdi?
Neden böyle yapıyordu?
Ve nasıl koca bir devletin bütün kurumları bu emirlere eksiksiz uyuyordu?
Benim aklım hep aynı noktada duruyordu. Nasıl olur da 16 devlet kuran TÜRK AKLI, 70 yıldır kendi insanını takip etmekten, etrafta ne oluyor sorusuna cevap aramazdı!
İran'da rejim değişti, SSCB yıkıldı, Berlin Duvarı yerlebir oldu... Biz ne yaptık? İçeride birbirimize dayak atıp durduk!
Bu kadar üniversite, bu kadar hoca, bu kadar siyasetçi, bu kadar paşa ne yaptı?
Galiba güç, bilmediğimiz başka yerdeydi! Bunun için kimsenin ne dediğinin bir hükmü yoktu. Tabii haksızlık etmeyelim 70 yıldır birbirini yiyip de ayakta kalan başka bir devlet de yoktu!
İşte 2012'nin son günü Irak Başbakanı Nuri El Maliki'nin "Ankara, Kürtlerle iş yapmayı bıraksın. Bağdat'ı muhatap alsın. Türkiye'nin bölücü çabaları karşısında sessiz kalmayız" sözlerini görünce sevinmedim desem yalan olur!
Demek ki Türkiye, doğru yolu geç de olsa bulmuştu!
Böyle büyük bir potansiyeli olan ülke, ilk kez kendini keşfediyordu!
50 yıldır Avrupa kapısında yüzüne söylenen YALANDAN bıkmıştı demek!
Gereğini yapıyordu!
Ankara'ya yerleştirilen güce meydan dayağı atarken, YILBAŞINDA bütün meydanlarını dışarıdan gelen insanlara sonuna kadar açıyordu! "Kötüden örnek olmaz" derler!
Yılbaşında yaşanan TACİZ olaylarına karışanlardan bazıları YABANCI...
Myanmar, Suriye, İran, Irak, Sudan, Nijerya, Libya, Fas ve Tunus'tan gelenler var içlerinde...
Yarın birçok yerde belki de "İstanbul'da Arap Baharı" diye okuyacaksınız...
Doğruluk payı yok değil...
Ama bu, büyük fotoğrafı görememek olur...
Kürtler'i yıllarca itmedik mi? Hem de devletin eliyle!
Eğer Türkiye büyük devlet olacaksa kuracağı MEDENİYETLE olacak...
Bunun içinde temel şart herkesi kucaklamak!
Avrupa, Amerika böyle yapıyor... Roma da, Osmanlı da böyle yaptı...
Düne kadar İstanbul'a uğramayan insanlar bugün koşarak geliyorsa bir ışık gördükleri içindir!
Büyük devlet kurmak zordur... Zaman alır ve sancılıdır!
Obama kolay mı geldi sanıyorsunuz!
Bir dostum "MİT özel ekibi, KANDİL'i sessiz cehenneme çevirdi. Adamların arasındaki iletişim çökertildi. Kimse kimseyi duymuyor, bağlantı kuramıyor. Panik büyük" dedi... Büyük devlet olmak böyle bir şeydi işte...
Hem İmralı ile konuşacaksın hem de adamların sesini keseceksin...
2013'e iyi başladık demek ki...

Hiç yorum yok: