24 Şubat 2012 Cuma

Bir cumhuriyet tarihi yalanı vardır; ”M.Kemal Paşa, Elmalılı Tefsirini yazdırdı.” diye. Buyurun yazıyı okuyun ve gerçekleri öğrenin;-Fahri Güven


Küçük Hamdi’nin Tefsirine M. Kemal Paşa’nın dahli…
Yaşadığı dönemde “Küçük Hamdi” ismiyle maruf olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın kaleme almış olduğu “Hak Dini Kur’an Dili” adlı tefsir, Cumhuriyetin ilk döneminde kaleme alınmış bir tefsirdir. Aradan neredeyse 70 küsur yıl geçmesine rağmen hâlâ işlerliğini ve önemini korumaktadır. Bu tefsir Birinci TBMM’nin güzide vekillerinin talebiyle kaleme alınmıştır. M. Kemal Paşa’nın bu tefsiri yazdırttığı düşüncesinin hiçbir temeli, dayanağı yoktur.
Geçenlerde değer verdiğim bir Hoca Efendi’yi ziyaretimde konuyla ilgili Elmalı’nın tefsirinden bahis açıp, Elmalılı’nın M. Kemal Paşa’nın emriyle tefsiri yazdığını söylemesi karşısında gerçekten çok şaşırdım. Kalabalık bir topluluk önünde Hoca Efendi’yi uyarmanın doğru olmadığını düşünerek bu büyük sehvi görmezden geldim. Daha sonra fırsatını bulup uygun bir lisanla bahsi geçen “İddianın” yanlış olduğunu, tefsirin tamamıyla TBMM’nin güzide müntesiplerinin aldığı karar sonucunda Muhammed Hamdi Yazır’ın telif ettiğini uygun bir lisanla anlattım. Fakat gelin görün ki, karşılıklı takdiramiz duygular beslediğimiz Hoca Efendi bizim söylediklerimize, bir başka ifadeyle söz konusu tefsirin “Mustafa Kemal Paşa ile hiçbir alakası olmadığı” şeklindeki beyanımızı kabul etmedi. Derken daha sonra beş altı kişi daha geldiğinde tartışmamız sürdü. Hoca Efendi’ye, “Söylediklerini doğrulayan hiçbir kaynağın olmadığı” şeklindeki ifademiz karşısında iş istenmeyen bir boyuta taşındı. Savunduğu düşüncelerin doğru olmadığını belirttim. Hoca Efendi anlayamadığım bir şekilde yanlışı savunmakta ısrar etti. Konuyu bir kez araştırıp birkaç gün sonra görüşmeyi talep edince rahat bir nefes aldım. Çünkü bu çok doğru bir yöntemdi. Talebini kabul edip ayrıldık. Söylediklerimi kaale almasa da Hoca Efendi’nin bu teklifi içime su serpmiş, beni bir nebze olsun memnun etmişti.
Belirtilen gün ve saatte tekrar buluştuk. Hoca Efendi yanlışta ısrar edip, ben inceleyip araştırdım, konu benim belirttiğim şekilde demesin mi? Tabii iş iyice zıvanadan çıktı. Kendisine konuyla ilgili yirmiden fazla makaleyi takdim edip yanlışını ortaya koydum. Tabii Hoca Efendi alı al moru mor olmuştu. Ne var ki ayrılırken çok üzgündüm. Değer verdiğim Hoca Efendi’ye karşı güvenim sarsılmıştı. Neden bu kadar ısrarcı olmuştu. Hâlâ bu sorumun cevabını kendi kendime verebilmiş değilim. Peki evladım bir bakalım, nerede yazıyor? Diye cevap verseydi sanki kıyamet mi kopardı?
Üzüntüm ise güven sarsılmasından kaynaklanıyordu. Defalarca acaba konuyu hiç açmasa mı idim, diye düşünmeden edemedim.
Hâsılı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında yayınlanan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’an Dili” adlı tefsirinin M. Kemal Paşa’nın emriyle hazırlandığına dair iddianın hiçbir aslı astarı yoktur. Bir kaç arkaik muharririn bu meyanda yazdığı yazılarında hiç bir mesnedi yoktur.
İsterseniz biraz geriye gidelim:
Malum olduğu üzere “Rahmetli Hamdi Akseki, Büyük Millet Meclisi’nin ikinci devresindeki kararına istinaden Kur’ân-ı Kerim’in tercümesi işini Mehmed Âkif merhûma tevdî etmeye uğraşıyor, o da:
“- Hayır! Kur’ân tercüme edilemez!” diye buna muvafakat etmiyordu. Bir ara dostlarından biri:
“- Canım, iki gözüm, mümkün olabildiği kadar da tercüme edilemez mi ya?” deyince, Âkif merhûm kükreyerek şu cevabı verir:
“- Mümkün olabildiği kadar ne demek? Ben “Mümkün değildir” diyorum. Bana şu ilk sure’nin, Fatihâ’nın “Elhamdülillâhi” cümlesini, tam karşılığıyla dilimize çevirebilir misiniz?”
Dostları derin düşüncelere dalar, gerçekte onun tam bir tercümesini başaramazlar.
Tefsir kısmını da rahmetli Üstad, Muhammed Hamdi Yazır’a yüklemek istiyorlardı. O da:
“- Hay hay, tercümesini Âkif’ten sonra hangi babayiğit deruhte edebilecek?” dedi ve nihayet uzun müzakerelerden sonra ittifakla şu karara varıldı:
“- Terceme demeyelim, Meâl diyelim!”
Böylelikle Kur’ân-ı Âzîm için bir tefsîr yazılması efâdıl-ı ulemâdan M. Hamdi Yazır Efendi’ye, tercemesi de eâzım-ı üdebâdan Mehmed Âkif Bey’e havale edilmiş idi.
Bu tevcihler pek yerinde idi. Çünkü büyük üstad M. Hamdi Efendi’nin Şark ve Garp ilimlerine olan vukûfu, hele İslâm ilimleriyle bihakkın mücehhez bulunduğu herkesçe müsellem idi. Âkif Bey de Garp ve İslâm ilimlerine vâkıf, Türk ve Arab lisanlarının mezâyasına muttali idi. Bahusûs yazılarındaki vuzûh, âhenk, câzibe pek mükemmeldi.
Üstad Âkif, Türkiye’deki Din-Siyaset bağlamındaki köklü kırılmalardan mütevvellid olarak yedi yıl boyunca mesaisini harcadığı Kur’an meâlini anlaşmayı tek taraflı feshederek Diyanet İşleri Başkanlığı’na vermekten vazgeçti. Bunun üzerine Kur’an meâli de, tefsiri kaleme alan Küçük Hamdi tarafından telif edildi.
Son dönemde Elmalı’nın bahsi geçen meâl ve tefsiri bir kaç ayrı nüsha olarak uzmanlar tarafından sadeleştirildi. Bu da kayda değer bir çabaydı. Tabii sadeleştirilen nüshalara Küçük Hamdi’nin tefsiri demek zor. Ayrı bir tefsir olarak addedilmesi pek yanlış bir değerlendirme olmaz.
Elmalılı Küçük Hamdi deyip geçmemek gerekir. Osmanlı ülkesinin en ehil âlimlerinden biri. Aynı zaman da Cennetmekân Sultan Abdülhamid’e karşı bir cürüm işleyip hal fetvasını yazan da biri… Cumhuriyet döneminde 17 yıl evinden hiç dışarıya çıkmayarak acaba yazdığı fetvanın bedelini ödemiş midir?
Bahsi geçen tefsirin tek açmazı son ciltlerinin Hamdi Efendi’nin vefat ederim de yetiştiremem, diyerek aceleye getirmiş olması…
Siz “Hak Dini Kur’an Dili” adlı tefsiri mutlaka okuyun. İster aslından, ister sadeleştirilmesinden. Yeter ki siz okuyun. Devasa bir hazinedir çünkü bu tefsir…


Hiç yorum yok: